VERGİ USULÜ
T.C. D A N I Ş T A Y
Yedinci Daire
Esas No : 2006/324
Karar No : 2008/4915
Özeti : İhracat taahhüdünün yerine getirilmemiş olması hallerinde, ihracatı teşvik mevzuatı uyarınca istisnadan yararlandırılan vergi açısından vergi doğuran olayın, ihracat taahhüdü süresinin sona erdiği tarihte meydana geleceği, tarh zaman aşımı süresinin de ihracatı teşvik mevzuatı ile tanınan bu sürenin bitim tarihini takip eden takvim yılı başından başlayacağı hakkında.
Temyiz İsteminde Bulunan: Davutpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü
karşı Taraf : … Kundura Sanayi Anonim Şirketi
Vekili : Av. …
İstemin Özeti : İhracatı teşvik mevzuatı uyarınca kullanılan ihracat kredilerine ilişkin olarak damga vergisi istisnasından yararlanan davacının, ihracat taahhüdünü yerine getirmediğinden bahisle, 1997/Mayıs dönemi için salınan damga vergisine ve kesilen kaçakçılık cezasına ilişkin işlemi; olayda, vergiyi doğuran olay, kredilerin kullanıldığı 13.5.1997 tarihinde meydana geldiğinden, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114'üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü karşısında, verginin, bu tarihi takip eden yıldan itibaren beş yıl içerisinde tarh ve tebliğ edilmesi gerekirken, bu süre geçirildikten sonra tarh ve tebliğ edildiğinden, tarh zaman aşımının söz konusu olduğu; 213 sayılı Kanunun anılan 114'üncü maddesinin 5228 sayılı Kanunun 5'inci maddesi ile değişik üçüncü fıkrası hükmünün ise, zaman aşımı süresinin geçmesinden sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle olaya etkisinin bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden İstanbul Yedinci Vergi Mahkemesinin 24.10.2005 gün ve E:2004/2307; K:2005/2714 sayılı kararının; ihracatı teşvik mevzuatına göre, damga vergisi alacağı istisnadan yararlanma koşullarının ihlal edilmesiyle doğduğundan, koşulların ihlal edildiğinin 2004 yılında tespiti üzerine tarh edilen verginin zaman aşımına uğramadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ'in Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden; ihracat taahhüdünde bulunarak damga vergisi istisnasından yararlanan davacı adına, taahhüt hesabında kullanılan gümrük çıkış beyannamelerinin gerçeği yansıtmadığından bahisle tesis edilen işlemin, Mahkemece, vergiyi doğuran olayın kredilerin kullanıldığı tarihte meydana geldiğinin kabulü suretiyle tarh zaman aşımı nedeniyle iptal edildiği anlaşılmıştır.
Oysa; ihracatı teşvik mevzuatına göre, damga vergisi istisnasından yararlanılmasında vergiyi doğuran olayın tekemmülü ihracat taahhüdünün gerçekleştirilmemesi koşuluna bağlı bulunmaktadır.
Bu itibarla; olayda, ihracat taahhüdünün gerçekleştirilmemiş olması halinde, zaman aşımı süresinin başlangıcına taahhüt süresinin sona erdiği tarihin esas alınması gerekeceğinden, gümrük çıkış beyannamelerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı; yansıtmıyorsa ihracatı teşvik mevzuatına göre taahhüt süresinin hangi tarihte sona erdiği hususları irdelenmeksizin verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Mukaddes ARAS'ın Düşüncesi: Temyiz başvurusu; davacı Şirket tarafından 13.5.1997 tarihinde kullanılan üç adet ihracat kredisinin %40.63, %100, %100'luk kısmının T.C. Merkez Bankasının 2.3.2004 gün ve 2004/YB-16 sayılı Genelgesi uyarınca iptal edilen gümrük çıkış beyannameleri ile kapatıldığının tespit edildiğinden bahisle salınan damga vergisi ile kesilen kaçakçılık cezasını; verginin tahakkuk zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle iptal eden mahkeme kararının bozulması istemine ilişkindir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun zaman aşımına ilişkin 114'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında, "Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zaman aşımına uğrayacağı.," hükmü yer almış; 19'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında ise, vergi alacağının, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı belirtilmiştir.
Damga vergisinde, vergiyi doğuran olay, 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer alan ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan kağıtların yazılıp imzalanması ya da imza yerine geçen bir işaret konulması anında meydana gelmekte ve sözü edilen Kanunda gösterilen zamanlarda ödenmesi gerekmektedir.
Olayda ise, ihracatı teşvik mevzuatı uyarınca kredinin kullandırıldığı tarihte alınmayarak şarta bağlı olarak ertelenen damga vergisi; ihracat taahhüdünün bir kısmının iptal edilen gümrük çıkış beyannamelerine dayanılarak kapatıldığının tespit edilmesi üzerine istenildiğinden, zaman aşımı süresinin başlangıcının ihracatı teşvik mevzuat uyarınca vergiyi doğuran olay tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanması gerekirken, sözleşmenin yapıldığı tarihi takip eden takvim yılından itibaren başlatılmak suretiyle verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüyle mahkeme kararının yeniden bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacının gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği ihracatın finansmanında kullanılmak üzere, 13.5.1997 tarihinde temin ettiği ihracat kredileri nedeniyle, ihracatı teşvik mevzuatı uyarınca damga vergisi istisnasından yararlandığı; kredileri kullandıran Bankaca davalı İdareye gönderilen 16.9.2004 tarihli yazılarla, taahhüt hesabının usulüne uygun olarak kapatılmadığının bildirilmesi üzerine tesis edilen tarh ve ceza kesme işleminin, Mahkemece, istemin özeti bölümünde yazılı gerekçeyle iptal edildiği anlaşılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun zaman aşımına ilişkin 114'üncü maddesinin 1'inci fıkrası, "Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zaman aşımına uğrar." hükmünü taşımaktadır. Aynı kanunun 19'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında ise, vergi alacağının, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı öngörülmüştür.
Bazı vergi kanunlarında değişiklik yapan, 3505 sayılı Kanunun Geçici 2'nci maddesinde, ihracat işlemleri ve bu işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kağıtların damga vergisinden müstesna olduğu, kredilerin amaç dışı kullanılması, taahhüt edilen ihracatın gerçekleştirilmemesi veya teşvik belgesindeki şartların yerine getirilmemesi halinde, alınmayan damga vergilerinin, ihracatçı veya yatırımcı kişi ve kuruluşlardan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ceza ve gecikme faizi ile birlikte alınacağı hükme bağlanmıştır.
Bu duruma göre, vergiyi doğuran olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmül tarihinin tespiti, zaman aşımı süresinin başlangıcı, dolayısıyla, uyuşmazlığın çözümü bakımından önem taşımaktadır.
Uyuşmazlıkta, mükellef şirketin damga vergisi istisnasından yararlanmasının nedeni, ihracatı teşvik mevzuatı kapsamında taahhüt ettiği ihracatı yapacak olması, uyuşmazlığa konu vergilerin istenilmesinin nedeni de, taahhüdün öngörülen şekilde yerine getirilmediğinin tespit edilmiş olmasıdır.
Damga vergisinde, vergiyi doğuran olay, 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yer alan ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan kağıtların yazılıp imzalanması ya da imza yerine geçen bir işaret konulması anında meydana gelmekte ve verginin sözü edilen Kanunda gösterilen zamanlarda ödenmesi gerekmekte ise de; olayda olduğu gibi ihracatı (veya yatırımı ya da döviz kazandırıcı faaliyetleri) teşvik etmek amacıyla yapılan düzenlemelerle, söz konusu faaliyetlerle ilgili işlemler dolayısıyla tahakkuk ettirilerek tahsil edilmesi gereken damga vergisinin tahakkuk işleminin yapılması, Kanunda öngörülen zamanlar yerine, şarta bağlı olarak ileri bir tarihe ertelenmesi öngörülmektedir. Bu şart ise, teşviklerden yararlanılabilmesi için uyulması zorunlu olan kuralların ihlali veya taahhüdün öngörülen şekilde ve sürede yerine getirilmemiş olmasıdır.
Yukarıda yer alan düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, ihracatı teşvik mevzuatı hükümlerine göre verilen ihracat süresi sonunda, ihracatın gerçekleştirilmemesi veya bu süre içinde yapılan ihracatın gerçek olmaması hallerinde, Vergi Usul Kanununun 19'uncu maddesinde belirtilen vergiyi doğuran olayın, ihracat taahhüdü süresinin sona erdiği tarihte tekemmül etmiş olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre de, tarh zaman aşımı süresinin, ihracatı teşvik mevzuatı ile tanınan sürenin bitim tarihini takip eden takvim yılı başından başladığının kabulü gerekir.
Olayda, ihracat taahhüdünde kullanılan gümrük çıkış beyannamelerinin gerçeği yansıtmaması halinde, vergiyi doğuran olayın ihracat taahhüt süresinin sona erdiği tarihte tekemmül etmiş olduğunun kabulü zorunlu bulunduğundan, zaman aşımının başlangıcına, kredilerin kullanıldığı tarihin değil, bu tarihin esas alınması gerekecektir. Bu bakımdan; anılan çıkış beyannamelerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının açıklığa kavuşturulması açısından, beyannamelerin gerçeği yansıtmadığının bildirimine ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı da dahil yazıların ve dayanağı tüm bilgi ve belgelerin getirtilip incelenmesinden; gerçeği yansıtmıyorsa ihracatı teşvik mevzuatına göre ihracat taahhüt süresinin hangi tarihte sona erdiğinin araştırılmasından sonra karar verilmesi gerekirken, bunlar yapılmaksızın verilen vergi mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne; mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine, Mahkemece, yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 3.12.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz başvurusu, davacı tarafından 1997 yılında kullanılan ihracat kredilerine ilişkin olup, ihracatı teşvik mevzuatı uyarınca, kredilerin kullandırılması anında alınmayan damga vergisinin, ihracat taahhüdünde kullanılan 1998 yılında tescilli gümrük çıkış beyannamelerinin gerçeği yansıtmadığından bahisle salınmasına ve kaçakçılık cezası kesilmesine ilişkin işlemi, verginin tarh zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle iptal eden mahkeme kararının bozulması istemine ilişkindir.
Olayda; davacının ihracat taahhüdünü gerçekleştirme süresinin, gümrük çıkış beyannamelerinin tescil edildiği 1998 yılında sona ermiş olması karşısında, verginin, bu tarihi izleyen yıl olan 1999 takvim yılı başından başlamak üzere, en son 2003 takvim yılı sonuna kadar tebliği gerekirken, 2004 yılında tebliğ edildiği anlaşıldığından, zaman aşımına uğrayan vergiye ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu bakımdan; temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, mahkeme kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz isteminin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
17 Şubat 2011 Perşembe
Gümrük Vergisi Uyuşmazlığı Bulunmayan (Vergisi Olsa Bile Uyuşmazlık Konusu Yapılmayan) İthalatlara Ait Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu ( KKDF ) Payına İlişkin Uyuşmazlıkların Çözümünün, İdare Mahkemelerinin Görevine Girdiği Hk
Dairesi Karar Yılı Karar No Esas Yılı Esas No Karar Tarihi
YEDİNCİ DAİRE 2005 2568 2005 562 26/10/2005
KARAR METNİ
GÜMRÜK VERGİSİ (İTHALDE ALINAN VERGİLERİ KAPSAR) UYUŞMAZLIĞI BULUNMAYAN (VERGİSİ OLSA BİLE UYUŞMAZLIK KONUSU YAPILMAYAN) İTHALATLARA AİT KAYNAK KULLANIMINI DESTEKLEME FONU ( KKDF ) PAYINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNÜN, İDARE MAHKEMELERİNİN GÖREVİNE GİRDİĞİ HK.
Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Ankara TIR Gümrük Müdürlüğü - ANKARA
Karşı Taraf : ? Damızlık Tavukçuluk Sanayi ve Ticaret
Anonim Şirketi
Vekili : Av. ?
İstemin Özeti : Davacı Şirket adına tescilli 31.10.2003 gün ve 14440 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşyanın bedelinin ödeme şeklinin mal mukabili olması nedeniyle, mal bedeli üzerinden %3 oranında kaynak kullanımı destekleme fonu payı tahsil edilmesine ilişkin işlemi iptal eden Ankara Birinci Vergi Mahkemesinin 15.12.2004 gün ve E:2004/1132; K:2004/1055 sayılı kararının; dilekçede yazılı nedenlerle bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ'in Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden; dava konusu kaynak kullanımı destekleme fonunun vergi ile bağlantısının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, uyuşmazlığının görüm ve çözümü idare mahkemesinin görevine girdiğinden, davaya vergi mahkemesince bakılmış olmasında isabet görülmemiştir.
Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüyle, mahkeme kararının görev yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı H. Hüseyin TOK'un Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı Şirketçe gerçekleştirilen ithalatın ödeme şekli nedeniyle, mal bedeli üzerinden %3 oranında kaynak kullanımını destekleme fonu ( KKDF )payı tahsil edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi ile Ankara Birinci Vergi Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 27.10.2004 gün ve E:2004/3140; K:2004/3488 sayılı kararı ile uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiğine karar verilerek, dosyanın Ankara Birinci Vergi Mahkemesine gönderilmesi üzerine, vergi mahkemesince davanın esasının incelendiği görülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 43'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendine göre, davaya bakacak idari yargı yerini belirleyen ve aynı maddenin 3'üncü bendine göre de kesin olan bölge idare mahkemesi kararı, davanın bulunduğu o safhadaki kesinliği ifade eder. Bu kesinliğin amacı, davanın başlangıcında, mahkemelerin görevsizlik ve yetkisizlik kararları nedeniyle davanın esastan incelenmesinde olabilecek gecikmeyi önlemektir. Yoksa bu kesinlik, temyiz merciinin idari yargı içindeki görev ve yetki sorununu temyiz incelemesi safhasında ele almasını engelleyen nitelikte bir hüküm olarak yorumlanamaz. Çünkü, aynı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, "görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması" hali, ilk sırada incelenecek temyiz sebebi olarak sayılmaktadır.
Bu itibarla, olayda, Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi ile Ankara Birinci Vergi Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığı üzerine, uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiği yolundaki Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararının varlığı, temyiz incelemesi yapılan işbu dosyada, vergi mahkemesi kararının, görev dışında bir işe bakılıp bakılmadığı yönünden de incelenmesine engel bir durum olarak görülmemiştir.
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 3410 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle değişik 6'ncı maddesinde, "Vergi mahkemeleri;
a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,
b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,
c) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler." hükmü yer almış; 5'inci maddesinde de, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışında, maddede belirtilen davaların idare mahkemelerince karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan; ithalatta alınan toplu konut fonu payının tahakkukundan doğan uyuşmazlıkların, idare ve vergi mahkemelerinden hangisinin görevine girdiği konusunda Danıştay Yedinci ve Onuncu Daireleri arasında doğan içtihat aykırılığı; 6.10.2003 gün ve 25251 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22.5.2003 gün ve E:2003/1; K:2003/1 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı ile; matrah ve oranları farklı olmakla birlikte eşyanın tabi olacağı gümrük pozisyonunun değişmesinin vergi ve fonu etkileyecek olması sebebiyle, toplu konut fonu ile ilgili davanın, gümrük vergisi ile ilgili uyuşmazlığın sonucunda ortaya çıkan hukuki duruma bağlılığı ve aralarında bir yönden sebep-sonuç ilişkisi bulunması karşısında; bu iki uyuşmazlığın, gerek usul ekonomisi ve gerekse davaların farklı mahkemelerde görülmesinin uygulamada çıkaracağı sakıncalar nedeniyle 2576 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle Danıştay Onuncu Dairesinin kararı doğrultusunda birleştirilerek giderilmiş bulunmaktadır.
2575 sayılı Danıştay Kanununun 40'ıncı maddesinin 4'üncü fıkrasında da, Danıştay daireleri ile kurullarının, idari mahkemelerin ve idarenin, sözü edilen kararlara uymak zorunda oldukları hükmü yer almıştır. Her ne kadar, olayda, bozulması istenilen vergi mahkemesi kararıyla sonuçlandırılan davaya konu uyuşmazlık, toplu konut fonu payı tahakkukundan değil, kaynak kullanımını destekleme fonu payı tahakkukundan kaynaklanmış ise de; yukarıda açıklanan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında konulan ilke, bu fon payı için de geçerlidir.
İncelendiğinde görüleceği üzere; İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında, fon paylarının vergi ya da vergi benzeri mali yüküm olduğu ve bu nedenle vergi mahkemelerince çözümlenmesi gerektiği değil, salt usul ekonomisi ve birbirlerine bağlılık ve etkileşim içerisinde oldukları açıklanan gümrük vergisi ve fon payı uyuşmazlıklarının farklı mahkemelerde görülmelerinin uygulamada yaratacağı sakıncalar nedeniyle vergi mahkemelerince çözümlenmesinin gerekli olduğu vurgulanmıştır. Kararda, söz konusu gerekliliğin ölçütü olarak da, matrah ve oranları farklı olan gümrük vergisi ve fon payının gümrük pozisyonundaki değişiklikten ve fon payı uyuşmazlığının çözümünün gümrük vergi uyuşmazlığıyla ilgili davanın sonucunda ortaya çıkacak hukuki durumdan etkilenecek olması gösterilmiştir.
Buna göre; vergi ve benzeri mali yüküm olmaması sebebiyle, 2576 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca doğrudan vergi mahkemesinin görevine girmeyen fon payı uyuşmazlıklarının vergi mahkemesince çözümlenebilmesi; öncelikle, bir gümrük vergisi tahakkukunun bulunmasına; ikinci olarak, bu vergi tahakkukunun süresinde ve usulüne uygun biçimde idari davaya konu edilmiş olmasına; son olarak da, fon payı uyuşmazlığının gümrük vergisi ile ilgili davanın sonucunda ortaya çıkacak hukuki durumdan etkilenecek olmasına bağlıdır. Bu koşullardan herhangi birinin bulunmaması durumunda ise, fon payı uyuşmazlığından doğan davanın, Anayasanın 37'nci maddesinde güvence altına alınan "kanuni hakim ilkesi" uyarınca, genel görevli idare mahkemesince çözümlenmesi gereklidir.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından gerçekleştirilen mal mukabili ithalatın kaynak kullanımını destekleme fonuna ( KKDF )tabi bulunduğundan bahisle, ithalat bedelinin %3'ü oranında fon payı tahakkuk ettirildiği; ithalat bedeli (eşya kıymeti) hususunda herhangi bir ihtilaf söz konusu olmadığı ve gümrük vergisi ile ilgili bir ek tahakkuk yapılmadığı anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında; uyuşmazlığın çözümü, gerçekleştirilen ithalatın, kaynak kullanımını destekleme fonuna tabi olmasını gerektiren bir ithalat olup olmadığının tespitine bağlı bulunduğundan, fon payına ilişkin işbu davaya, vergi mahkemesince bakılmasında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu mahkeme kararının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
(DAN-DER; SAYI: 112)
BŞ/ÖEK
YEDİNCİ DAİRE 2005 2568 2005 562 26/10/2005
KARAR METNİ
GÜMRÜK VERGİSİ (İTHALDE ALINAN VERGİLERİ KAPSAR) UYUŞMAZLIĞI BULUNMAYAN (VERGİSİ OLSA BİLE UYUŞMAZLIK KONUSU YAPILMAYAN) İTHALATLARA AİT KAYNAK KULLANIMINI DESTEKLEME FONU ( KKDF ) PAYINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNÜN, İDARE MAHKEMELERİNİN GÖREVİNE GİRDİĞİ HK.
Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Ankara TIR Gümrük Müdürlüğü - ANKARA
Karşı Taraf : ? Damızlık Tavukçuluk Sanayi ve Ticaret
Anonim Şirketi
Vekili : Av. ?
İstemin Özeti : Davacı Şirket adına tescilli 31.10.2003 gün ve 14440 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşyanın bedelinin ödeme şeklinin mal mukabili olması nedeniyle, mal bedeli üzerinden %3 oranında kaynak kullanımı destekleme fonu payı tahsil edilmesine ilişkin işlemi iptal eden Ankara Birinci Vergi Mahkemesinin 15.12.2004 gün ve E:2004/1132; K:2004/1055 sayılı kararının; dilekçede yazılı nedenlerle bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ'in Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden; dava konusu kaynak kullanımı destekleme fonunun vergi ile bağlantısının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, uyuşmazlığının görüm ve çözümü idare mahkemesinin görevine girdiğinden, davaya vergi mahkemesince bakılmış olmasında isabet görülmemiştir.
Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüyle, mahkeme kararının görev yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı H. Hüseyin TOK'un Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı Şirketçe gerçekleştirilen ithalatın ödeme şekli nedeniyle, mal bedeli üzerinden %3 oranında kaynak kullanımını destekleme fonu ( KKDF )payı tahsil edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi ile Ankara Birinci Vergi Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 27.10.2004 gün ve E:2004/3140; K:2004/3488 sayılı kararı ile uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiğine karar verilerek, dosyanın Ankara Birinci Vergi Mahkemesine gönderilmesi üzerine, vergi mahkemesince davanın esasının incelendiği görülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 43'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendine göre, davaya bakacak idari yargı yerini belirleyen ve aynı maddenin 3'üncü bendine göre de kesin olan bölge idare mahkemesi kararı, davanın bulunduğu o safhadaki kesinliği ifade eder. Bu kesinliğin amacı, davanın başlangıcında, mahkemelerin görevsizlik ve yetkisizlik kararları nedeniyle davanın esastan incelenmesinde olabilecek gecikmeyi önlemektir. Yoksa bu kesinlik, temyiz merciinin idari yargı içindeki görev ve yetki sorununu temyiz incelemesi safhasında ele almasını engelleyen nitelikte bir hüküm olarak yorumlanamaz. Çünkü, aynı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (a) bendinde, "görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması" hali, ilk sırada incelenecek temyiz sebebi olarak sayılmaktadır.
Bu itibarla, olayda, Ankara Üçüncü İdare Mahkemesi ile Ankara Birinci Vergi Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığı üzerine, uyuşmazlığın vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiği yolundaki Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararının varlığı, temyiz incelemesi yapılan işbu dosyada, vergi mahkemesi kararının, görev dışında bir işe bakılıp bakılmadığı yönünden de incelenmesine engel bir durum olarak görülmemiştir.
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 3410 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle değişik 6'ncı maddesinde, "Vergi mahkemeleri;
a) Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,
b) (a) bendindeki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,
c) Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler." hükmü yer almış; 5'inci maddesinde de, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışında, maddede belirtilen davaların idare mahkemelerince karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan; ithalatta alınan toplu konut fonu payının tahakkukundan doğan uyuşmazlıkların, idare ve vergi mahkemelerinden hangisinin görevine girdiği konusunda Danıştay Yedinci ve Onuncu Daireleri arasında doğan içtihat aykırılığı; 6.10.2003 gün ve 25251 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22.5.2003 gün ve E:2003/1; K:2003/1 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı ile; matrah ve oranları farklı olmakla birlikte eşyanın tabi olacağı gümrük pozisyonunun değişmesinin vergi ve fonu etkileyecek olması sebebiyle, toplu konut fonu ile ilgili davanın, gümrük vergisi ile ilgili uyuşmazlığın sonucunda ortaya çıkan hukuki duruma bağlılığı ve aralarında bir yönden sebep-sonuç ilişkisi bulunması karşısında; bu iki uyuşmazlığın, gerek usul ekonomisi ve gerekse davaların farklı mahkemelerde görülmesinin uygulamada çıkaracağı sakıncalar nedeniyle 2576 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca vergi mahkemesince çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle Danıştay Onuncu Dairesinin kararı doğrultusunda birleştirilerek giderilmiş bulunmaktadır.
2575 sayılı Danıştay Kanununun 40'ıncı maddesinin 4'üncü fıkrasında da, Danıştay daireleri ile kurullarının, idari mahkemelerin ve idarenin, sözü edilen kararlara uymak zorunda oldukları hükmü yer almıştır. Her ne kadar, olayda, bozulması istenilen vergi mahkemesi kararıyla sonuçlandırılan davaya konu uyuşmazlık, toplu konut fonu payı tahakkukundan değil, kaynak kullanımını destekleme fonu payı tahakkukundan kaynaklanmış ise de; yukarıda açıklanan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında konulan ilke, bu fon payı için de geçerlidir.
İncelendiğinde görüleceği üzere; İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında, fon paylarının vergi ya da vergi benzeri mali yüküm olduğu ve bu nedenle vergi mahkemelerince çözümlenmesi gerektiği değil, salt usul ekonomisi ve birbirlerine bağlılık ve etkileşim içerisinde oldukları açıklanan gümrük vergisi ve fon payı uyuşmazlıklarının farklı mahkemelerde görülmelerinin uygulamada yaratacağı sakıncalar nedeniyle vergi mahkemelerince çözümlenmesinin gerekli olduğu vurgulanmıştır. Kararda, söz konusu gerekliliğin ölçütü olarak da, matrah ve oranları farklı olan gümrük vergisi ve fon payının gümrük pozisyonundaki değişiklikten ve fon payı uyuşmazlığının çözümünün gümrük vergi uyuşmazlığıyla ilgili davanın sonucunda ortaya çıkacak hukuki durumdan etkilenecek olması gösterilmiştir.
Buna göre; vergi ve benzeri mali yüküm olmaması sebebiyle, 2576 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca doğrudan vergi mahkemesinin görevine girmeyen fon payı uyuşmazlıklarının vergi mahkemesince çözümlenebilmesi; öncelikle, bir gümrük vergisi tahakkukunun bulunmasına; ikinci olarak, bu vergi tahakkukunun süresinde ve usulüne uygun biçimde idari davaya konu edilmiş olmasına; son olarak da, fon payı uyuşmazlığının gümrük vergisi ile ilgili davanın sonucunda ortaya çıkacak hukuki durumdan etkilenecek olmasına bağlıdır. Bu koşullardan herhangi birinin bulunmaması durumunda ise, fon payı uyuşmazlığından doğan davanın, Anayasanın 37'nci maddesinde güvence altına alınan "kanuni hakim ilkesi" uyarınca, genel görevli idare mahkemesince çözümlenmesi gereklidir.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından gerçekleştirilen mal mukabili ithalatın kaynak kullanımını destekleme fonuna ( KKDF )tabi bulunduğundan bahisle, ithalat bedelinin %3'ü oranında fon payı tahakkuk ettirildiği; ithalat bedeli (eşya kıymeti) hususunda herhangi bir ihtilaf söz konusu olmadığı ve gümrük vergisi ile ilgili bir ek tahakkuk yapılmadığı anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında; uyuşmazlığın çözümü, gerçekleştirilen ithalatın, kaynak kullanımını destekleme fonuna tabi olmasını gerektiren bir ithalat olup olmadığının tespitine bağlı bulunduğundan, fon payına ilişkin işbu davaya, vergi mahkemesince bakılmasında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu mahkeme kararının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
(DAN-DER; SAYI: 112)
BŞ/ÖEK
Gümrük Müsteşarlığınca Gönderilen Ödeme Emrinin İptal Davası
T.C.
DANIŞTAY
7. DAİRE
E. 2004/1493
K. 2005/589
T. 6.4.2005
• ÖDEME EMRİ ( Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen - 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi/İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• KESİN VE YÜRÜTÜLMESİ GEREKEN İŞLEMİN OLMAMASI ( İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği - Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen Ödeme Emri Nedeniyle 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi/İşlemin İptali İstemiyle Açılan Dava )
• GÜMRÜK MÜDÜRLÜKLERİ TARAFINDAN DÜZENLENİP TEBLİĞ EDİLEN ÖDEME EMRİ ( 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi - İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• SÜRE GEÇTİKTEN SONRA YAPILAN BAŞVURU ( Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen Ödeme Emri Nedeniyle 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi - İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• DAVA AÇMA SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA YAPILAN BAŞVURUNUN REDDİ ( İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın da İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği - İdari Davaya Konu Olacak Kesin ve Yürütülmesi Gereken Bir İşlemin Olmadığı )
2577/m.11,14,15
ÖZET : İlgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvuru işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda da yükümlüler, bu işlemlerin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için dava açma süresi içinde idareye başvurabilir.
6183 sayılı Kanun uyarınca Gümrük Müdürlükleri tarafından düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali için doğrudan dava açılabileceği gibi, ödeme emirlerinin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenilebilir.
Olayda; istisna kapsamında beyan edilerek ithal edilen eşyanın bu kapsamda olmadığından bahisle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava konusu edilmemiştir. Ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyen yedi günlük dava açma süresi geçtikten sonra ve üst makam olan Gümrük Başmüdürlüğüne değil, ödeme emrini düzenleyen ve işlemi tesis eden gümrük müdürlüğüne yapılan başvuru da 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında değildir.
2577 sayılı Kanunun 15. maddesine göre, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemin olmaması halinde davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Olayda, 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılması gereken işlemleri gösteren davalı Gümrük Müdürlüğü işlemi, davacının hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığından, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde olmayıp davanın reddi gerekir.
DAVA : Kararın Düzeltilmesini İsteyen: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü
Karşı Taraf: ... Denizcilik ve Ticaret Anonim Şirketi
İstemin Özeti: Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne yapılan başvurunun reddine ilişkin olarak tesis edilen 16.4.2001 gün ve 6082 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada, davacı adına düzenlenen 9.1.2001 gün ve 325 sayılı ödeme emrini iptal eden İstanbul Dokuzuncu Vergi Mahkemesinin 13.9.2001 gün ve E: 2001/833; K: 2001/1293 sayılı kararına yönelik temyiz istemini reddeden Danıştay Yedinci Dairesinin 11.12.2003 gün ve E: 2002/23; K: 2003/5034 sayılı kararının; usule ve kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek düzeltilmesi istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Abidin İldeş'in Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden, 16.4.2001 tarih ve 6082 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davada, Mahkemece, sözü edilen işlemin, ödeme emrinin kaldırılması istemiyle 2577 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem olduğunun kabulü suretiyle ödeme emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
Ödeme emrinin tebliğ tarihine ve başvurunun üst makamı bulunan davalı Gümrük Müdürlüğüne yapılmış olmasına nazaran, olayda, 2577 sayılı Yasanın 11. maddesinin uygulanması koşulları bulunmamaktadır. Dava konusu işlem ise, ödeme emrinden sonra yapılması gereken işlemlerin bildirimine ilişkin olması nedeniyle kesin ve yürütülebilir işlem mahiyeti taşımamaktadır.
Bu itibarla, işlemin iptali istemiyle açılan ve incelenmeksizin reddi gereken davada ödeme emrinin iptaline ilişkin olarak verilen kararda isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, Dairemiz kararının kaldırılmasından sonra mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Emel Cengiz'in Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince, kararın düzeltilmesi istemli dilekçede ileri sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin ( c ) fıkrasına uygun görüldüğünden, Dairemizce verilen 11.12.2003 gün ve E: 2002/23; K: 2003/5034 sayılı kararın ortadan kaldırılmasından sonra işin gereği görüşüldü:
KARAR : Dosyanın incelenmesinden; dava konusu edilen işlem, davalı Gümrük Müdürlüğüne, istisna belgesine göre işlem yapılması istemiyle yapılan başvuru üzerine tesis edilen, ""Eşyanın fiili ithal tarihinden sekiz yıl sonra ibraz edilen istisna belgesinin 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca takibine geçilen alacağın işlemden kaldırılmasına bir etkisinin olmayacağı, ödeme emri ile takibine geçilen alacağın yasal süresi içerisinde ödenmesi, aksi takdirde haczen takibata geçileceğinin bilinmesi tebliğ olunur."" şeklindeki 16.4.2001 tarih ve 6082 sayılı işlem olmasına karşın; Mahkemece, yapılan başvurunun, 29.1.2001 tarihinde tebliğ edilen, 9.1.2001 gün ve 325 sayılı ödeme emrinin kaldırılması amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca yapılan başvuru ve tesis edilen işlemin de, bu başvurunun reddi olarak nitelendirilmesi suretiyle ödeme emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
İdari Yargılama Usulü Kanununun ""Üst Makamlara Başvurma"" başlıklı 11. maddesinde, ilgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen maddenin 4. fıkrasında yer alan, ""Bu madde hükümleri, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz."" hükmü, 18.6.1994 gün ve 21964 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4001 sayılı Kanunun 6. maddesi ile 18.6.1994 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.
4001 sayılı Kanunun anılan 6. maddesinin gerekçesinde, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsili ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, idari davaya konu olacak işlemlere karşı mevcut hükümlere göre dava açılmadan önce idari makamlara başvurulmasının mümkün bulunmadığı, başvuru yapılması dava süresini durdurmadığı için daha sonra açılan davaların süreden reddedildiği, bu sebeple çoğu zaman hak kayıplarına neden olunduğu, gerek bu gibi haksızlıkların ortadan kaldırılması ve gerekse dava yoluna başvurulmadan idareye yapılacak başvuru yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesinin sağlanmasının, dava sayısını azaltma yönünden yapacağı olumlu etki göz önüne alınarak, söz konusu fıkranın yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir.
Buna göre; 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin 4. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla güdülen amacın, tıpkı diğer idari işlemlerde olduğu gibi, tarh, tahakkuk ve tahsil işlemleriyle karşılaşan yükümlülere, bu işlemlerin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için dava açma süresi içinde idareye başvuru yolunun açılması bu başvuru ile dava açma süresinin durdurulması ve böylece uyuşmazlıkların, dava aşamasına gelmeden, idari süreç içerisinde yeniden incelenip halledilmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Sözü edilen hukuki durum karşısında; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca Gümrük Müdürlükleri tarafından düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali için doğrudan dava açılabileceği gibi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun sözü edilen 11. maddesi uyarınca, ödeme emirlerinin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenilmesi; belirtilen koşullara uygun olarak yapılan başvurular üzerine tesis edilen olumsuz işlemlere karşı ise, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinde öngörülen esaslara uyulmak şartıyla, idari yargı mercilerine başvurulması gerekmektedir.
Olayda; istisna kapsamında beyan edilerek ithal edilen eşyanın bu kapsamda olmadığından bahisle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava konusu edilmediği açıktır. Öte yandan; ödeme emrinin kaldırılmasına ilişkin olduğu kabul edilen söz konusu başvurunun, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyen yedi günlük dava açma süresi geçtikten sonra ve üst makam olan Gümrük Başmüdürlüğüne değil, ödeme emrini düzenleyen ve işlemi tesis eden gümrük müdürlüğüne yapılmış olması nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi kapsamında yapılan başvuru olduğunun kabulüne olanak yoktur. Bu itibarla, yapılan başvuru üzerine tesis edilen işlemin ödeme emri ile ilişkilendirilmesi açıklanan hukuki duruma aykırıdır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 5.4.1990 gün ve 3622 sayılı Kanunun 5. maddesiyle değişik 3. fıkrasının ( d ) bendinde, dava konusu edilen işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, ilk incelemede dikkate alınması gereken yönler arasında sayılmış; aynı maddenin 6. fıkrasında da, 3. fıkranın bentlerinde yazılı yönlerden kanuna aykırılıkların ilk incelemeden sonra saptanması halinde de, davanın her safhasında, 15. madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir. Sözü edilen 15. maddenin ilk fıkrasının ( b ) bendinde ise, ortada, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemin olmaması halinde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.
İdare Hukukunda, idari işlem; bir idari makam tarafından, kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek yanlı iradeyle yapılan kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olarak tanımlanmaktadır. Yine anılan Hukukun ilkelerine göre, idari işlemin kesinliği, idari prosedürün son aşamasının da bitirilmiş olmasını, yani hukuki sonuç yaratabilmesi için bir başka idari makamın onayına gereksiniminin bulunmamasını; yürütülmesinin zorunlu olması da, Hukuk Düzeninde değişiklik meydana getirecek biçimde uygulanmasının gerekli olmasını ifade etmektedir.
Bu bakımdan; esasen 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılması gereken işlemleri gösteren davalı Gümrük Müdürlüğü işlemi, davacı Şirketin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 3. fıkrasının ( d ) bendinde belirtilen idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde değildir. Dolayısıyla, dava konusu edilemeyeceğinden, incelenmeksizin reddi gereken davada, maddi olayın yanlış nitelendirilmesi sonucu verilen mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne, mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 6.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
DANIŞTAY
7. DAİRE
E. 2004/1493
K. 2005/589
T. 6.4.2005
• ÖDEME EMRİ ( Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen - 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi/İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• KESİN VE YÜRÜTÜLMESİ GEREKEN İŞLEMİN OLMAMASI ( İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği - Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen Ödeme Emri Nedeniyle 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi/İşlemin İptali İstemiyle Açılan Dava )
• GÜMRÜK MÜDÜRLÜKLERİ TARAFINDAN DÜZENLENİP TEBLİĞ EDİLEN ÖDEME EMRİ ( 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi - İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• SÜRE GEÇTİKTEN SONRA YAPILAN BAŞVURU ( Gümrük Müdürlükleri Tarafından Düzenlenip Tebliğ Edilen Ödeme Emri Nedeniyle 7 Günlük Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Yapılan Başvurunun Reddi - İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği )
• DAVA AÇMA SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA YAPILAN BAŞVURUNUN REDDİ ( İşlemin İptali İstemiyle Açılan Davanın da İncelenmeksizin Reddi Gerekeceği - İdari Davaya Konu Olacak Kesin ve Yürütülmesi Gereken Bir İşlemin Olmadığı )
2577/m.11,14,15
ÖZET : İlgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvuru işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda da yükümlüler, bu işlemlerin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için dava açma süresi içinde idareye başvurabilir.
6183 sayılı Kanun uyarınca Gümrük Müdürlükleri tarafından düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali için doğrudan dava açılabileceği gibi, ödeme emirlerinin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenilebilir.
Olayda; istisna kapsamında beyan edilerek ithal edilen eşyanın bu kapsamda olmadığından bahisle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emri, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava konusu edilmemiştir. Ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyen yedi günlük dava açma süresi geçtikten sonra ve üst makam olan Gümrük Başmüdürlüğüne değil, ödeme emrini düzenleyen ve işlemi tesis eden gümrük müdürlüğüne yapılan başvuru da 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında değildir.
2577 sayılı Kanunun 15. maddesine göre, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemin olmaması halinde davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Olayda, 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılması gereken işlemleri gösteren davalı Gümrük Müdürlüğü işlemi, davacının hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığından, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde olmayıp davanın reddi gerekir.
DAVA : Kararın Düzeltilmesini İsteyen: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü
Karşı Taraf: ... Denizcilik ve Ticaret Anonim Şirketi
İstemin Özeti: Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğüne yapılan başvurunun reddine ilişkin olarak tesis edilen 16.4.2001 gün ve 6082 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada, davacı adına düzenlenen 9.1.2001 gün ve 325 sayılı ödeme emrini iptal eden İstanbul Dokuzuncu Vergi Mahkemesinin 13.9.2001 gün ve E: 2001/833; K: 2001/1293 sayılı kararına yönelik temyiz istemini reddeden Danıştay Yedinci Dairesinin 11.12.2003 gün ve E: 2002/23; K: 2003/5034 sayılı kararının; usule ve kanuna aykırı olduğu ileri sürülerek düzeltilmesi istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Abidin İldeş'in Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden, 16.4.2001 tarih ve 6082 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davada, Mahkemece, sözü edilen işlemin, ödeme emrinin kaldırılması istemiyle 2577 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem olduğunun kabulü suretiyle ödeme emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
Ödeme emrinin tebliğ tarihine ve başvurunun üst makamı bulunan davalı Gümrük Müdürlüğüne yapılmış olmasına nazaran, olayda, 2577 sayılı Yasanın 11. maddesinin uygulanması koşulları bulunmamaktadır. Dava konusu işlem ise, ödeme emrinden sonra yapılması gereken işlemlerin bildirimine ilişkin olması nedeniyle kesin ve yürütülebilir işlem mahiyeti taşımamaktadır.
Bu itibarla, işlemin iptali istemiyle açılan ve incelenmeksizin reddi gereken davada ödeme emrinin iptaline ilişkin olarak verilen kararda isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, Dairemiz kararının kaldırılmasından sonra mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Emel Cengiz'in Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince, kararın düzeltilmesi istemli dilekçede ileri sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin ( c ) fıkrasına uygun görüldüğünden, Dairemizce verilen 11.12.2003 gün ve E: 2002/23; K: 2003/5034 sayılı kararın ortadan kaldırılmasından sonra işin gereği görüşüldü:
KARAR : Dosyanın incelenmesinden; dava konusu edilen işlem, davalı Gümrük Müdürlüğüne, istisna belgesine göre işlem yapılması istemiyle yapılan başvuru üzerine tesis edilen, ""Eşyanın fiili ithal tarihinden sekiz yıl sonra ibraz edilen istisna belgesinin 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca takibine geçilen alacağın işlemden kaldırılmasına bir etkisinin olmayacağı, ödeme emri ile takibine geçilen alacağın yasal süresi içerisinde ödenmesi, aksi takdirde haczen takibata geçileceğinin bilinmesi tebliğ olunur."" şeklindeki 16.4.2001 tarih ve 6082 sayılı işlem olmasına karşın; Mahkemece, yapılan başvurunun, 29.1.2001 tarihinde tebliğ edilen, 9.1.2001 gün ve 325 sayılı ödeme emrinin kaldırılması amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi uyarınca yapılan başvuru ve tesis edilen işlemin de, bu başvurunun reddi olarak nitelendirilmesi suretiyle ödeme emrinin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
İdari Yargılama Usulü Kanununun ""Üst Makamlara Başvurma"" başlıklı 11. maddesinde, ilgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen maddenin 4. fıkrasında yer alan, ""Bu madde hükümleri, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda uygulanmaz."" hükmü, 18.6.1994 gün ve 21964 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4001 sayılı Kanunun 6. maddesi ile 18.6.1994 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.
4001 sayılı Kanunun anılan 6. maddesinin gerekçesinde, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümlerin tarh, tahakkuk ve tahsili ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, idari davaya konu olacak işlemlere karşı mevcut hükümlere göre dava açılmadan önce idari makamlara başvurulmasının mümkün bulunmadığı, başvuru yapılması dava süresini durdurmadığı için daha sonra açılan davaların süreden reddedildiği, bu sebeple çoğu zaman hak kayıplarına neden olunduğu, gerek bu gibi haksızlıkların ortadan kaldırılması ve gerekse dava yoluna başvurulmadan idareye yapılacak başvuru yoluyla uyuşmazlıkların çözümlenmesinin sağlanmasının, dava sayısını azaltma yönünden yapacağı olumlu etki göz önüne alınarak, söz konusu fıkranın yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiştir.
Buna göre; 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin 4. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla güdülen amacın, tıpkı diğer idari işlemlerde olduğu gibi, tarh, tahakkuk ve tahsil işlemleriyle karşılaşan yükümlülere, bu işlemlerin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için dava açma süresi içinde idareye başvuru yolunun açılması bu başvuru ile dava açma süresinin durdurulması ve böylece uyuşmazlıkların, dava aşamasına gelmeden, idari süreç içerisinde yeniden incelenip halledilmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Sözü edilen hukuki durum karşısında; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca Gümrük Müdürlükleri tarafından düzenlenip tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali için doğrudan dava açılabileceği gibi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun sözü edilen 11. maddesi uyarınca, ödeme emirlerinin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenilmesi; belirtilen koşullara uygun olarak yapılan başvurular üzerine tesis edilen olumsuz işlemlere karşı ise, 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinde öngörülen esaslara uyulmak şartıyla, idari yargı mercilerine başvurulması gerekmektedir.
Olayda; istisna kapsamında beyan edilerek ithal edilen eşyanın bu kapsamda olmadığından bahisle tahakkuk ettirilen katma değer vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava konusu edilmediği açıktır. Öte yandan; ödeme emrinin kaldırılmasına ilişkin olduğu kabul edilen söz konusu başvurunun, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyen yedi günlük dava açma süresi geçtikten sonra ve üst makam olan Gümrük Başmüdürlüğüne değil, ödeme emrini düzenleyen ve işlemi tesis eden gümrük müdürlüğüne yapılmış olması nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi kapsamında yapılan başvuru olduğunun kabulüne olanak yoktur. Bu itibarla, yapılan başvuru üzerine tesis edilen işlemin ödeme emri ile ilişkilendirilmesi açıklanan hukuki duruma aykırıdır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 5.4.1990 gün ve 3622 sayılı Kanunun 5. maddesiyle değişik 3. fıkrasının ( d ) bendinde, dava konusu edilen işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, ilk incelemede dikkate alınması gereken yönler arasında sayılmış; aynı maddenin 6. fıkrasında da, 3. fıkranın bentlerinde yazılı yönlerden kanuna aykırılıkların ilk incelemeden sonra saptanması halinde de, davanın her safhasında, 15. madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir. Sözü edilen 15. maddenin ilk fıkrasının ( b ) bendinde ise, ortada, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemin olmaması halinde davanın reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.
İdare Hukukunda, idari işlem; bir idari makam tarafından, kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek yanlı iradeyle yapılan kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olarak tanımlanmaktadır. Yine anılan Hukukun ilkelerine göre, idari işlemin kesinliği, idari prosedürün son aşamasının da bitirilmiş olmasını, yani hukuki sonuç yaratabilmesi için bir başka idari makamın onayına gereksiniminin bulunmamasını; yürütülmesinin zorunlu olması da, Hukuk Düzeninde değişiklik meydana getirecek biçimde uygulanmasının gerekli olmasını ifade etmektedir.
Bu bakımdan; esasen 6183 sayılı Yasa uyarınca yapılması gereken işlemleri gösteren davalı Gümrük Müdürlüğü işlemi, davacı Şirketin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 3. fıkrasının ( d ) bendinde belirtilen idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde değildir. Dolayısıyla, dava konusu edilemeyeceğinden, incelenmeksizin reddi gereken davada, maddi olayın yanlış nitelendirilmesi sonucu verilen mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne, mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 6.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
7 Şubat 2011 Pazartesi
Dampinge Karşı Vergi ve Ek Katma Değer Vergisi Tahakkukları
05 Ağustos 2009 Tarihli Resmi Gazete -sayı: 27310
Danıştay Yedinci Daire Başkanlığından:
Esas No : 2009/172
Karar No : 2009/2442
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : ........................................
Vekili : ..........................................
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü İSTANBUL
İstemin Özeti : Davacı Şirket adına tescilli 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı; 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı; 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı; 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı eşya nedeniyle yapılan dampinge karşı vergi ve ek katma değer vergisi tahakkuklarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; davanın, sadece bir beyannameyle ilgili olduğunun kabulü suretiyle yaptığı inceleme sonucunda, Lucy Trading Co. Ltd. firmasından ithal edilen emtianın üreticisinin Hankook Synthetics Inc. firması olduğu; İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 99/7 sayılı Tebliğin 36'ncı maddesinde, adı geçen üretici firmadan yapılan ithalatların dampinge karşı vergiden muaf olduğunun belirtildiği; damping marjının, ithale konu emtianın menşei ülkedeki üreticileri bazında uygulandığı; bu nedenle, anılan firma tarafından üretilen emtianın başka bir ihracatçıdan ithalinin de muafiyet kapsamında sayılmasının icap ettiği gerekçesiyle, 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı beyannameyle ilgili işlemin iptali yolunda İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesinin tek hakimle verdiği 14.5.2003 gün ve E: 2003/254; K: 2003/1826 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Tetkik Hakimi Ergün GÖKDAM'ın Düşüncesi : Olayda, dava konusu edilen beş ayrı beyannameyle ilgili işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; bir beyannameyle ilgili karar verilip, diğer dört beyannameden kaynaklanan işlemlerin iptali istemi hakkında herhangi bir hüküm tesis edilmemesi Yargılama Hukuku kurallarına açık aykırılık oluşturduğundan, vergi mahkemesi hakimliğince verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kararın, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı Yılmaz ÇİMEN'in Düşüncesi : ..............................................'nin beş ayrı tarihte Güney Kore'den ithal ettiği polyester düz ipliklerden dolayı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 99/7 sayılı Tebliğ hükümlerine göre anti damping vergisi ile buna bağlı katma değer vergisine tabi olduğu ve aynı Tebliğde yazılı muafiyet hükmünden yararlanamayacaklarının tespitli bulunduğu gerekçesiyle 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı, 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı, 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı, 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı gümrük giriş beyannamelerine dayalı olarak yapılan ek tahakkukların onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemlerine karşı açılan davada; davanın 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı gümrük giriş beyannamesine dayalı ek tahakkuk işlemi yönünden kabulüne ilişkin olan, ancak diğer gümrük giriş beyannamelerine dayalı işlemler yönünden ise hüküm kurulmaksızın verilen İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı tek hakim kararının temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunması nedeniyle kanun yararına temyiz edilmesinin davacı Şirket vekilince istenilmesi üzerine konu incelendi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmış bulunduğundan, kanun yararına bozma talebi yanında, "unutulan beyannamelerin de kararda yer almasının temininin sağlanması" şeklindeki istemin hukuken dayanağının ve ifa kabiliyetinin bulunmadığı açıktır.
Öte yandan madde hükmüne göre, temyiz incelemesinden geçmemiş olması nedeniyle kesinleşen kararlardan yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler kanun yararına bozulması için temyiz edilebilecektir.
Olayda, davacı Şirket tarafından Güney Kore'den ithal edilen polyester düz ipliklerden dolayı yukarıda sözü edilen Tebliğ hükümlerine göre anti damping ve buna bağlı katma değer vergilerinin alınması gerektiği yönünde düzenlenen inceleme elemanı raporu esas alınarak yapılan ek tahakkukların onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemlerine karşı dava açılmasına ve dava dilekçesinde bu davaya konu edilen işlemlerin tümünün tarih ve sayılarının açıkça gösterilmesine karşın, Mahkemece, yalnızca 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı gümrük giriş beyannamesine dayalı tahakkukun onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemi hakkında karar verildiği, dava konusu yapılan diğer dört ayrı işlem yönünden karar verilmediği dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Ayrıca davacının, 9.8.2000 günlü 47561 sayılı, 19.12.2000 günlü 76701 sayılı, 31.8.2000 günlü 52570 sayılı ve 2.3.2001 günlü 10333 sayılı gümrük giriş beyannamelerine ait ek tahakkukları da dava konusu etmiş olmasına rağmen, kararda bu beyannamelere ait ek tahakkuklardan bahsedilmediğini ileri sürerek, bu beyannamelerin de karara dahil edilmesi suretiyle yanlışlığın düzeltilmesi yolundaki isteminin, 6. Vergi Mahkemesinin tek hakim kararıyla istemin yanlışlığın düzeltilmesi kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine bu karara karşı yaptığı itirazın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği; davacının, 14.5.2003 günlü ve E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı davanın kabulüne dair esastan nihai olarak tek hakim tarafından verilen karara karşı itiraz yoluna başvurmadığı anlaşılmaktadır.
2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinde, hukuka aykırı karar verilmesi bozma nedenleri arasında sayılmış, 51'inci maddesinde de temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş kararlardan niteliği itibariyle yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Bir hukuk kuralının hiç uygulanmamış veya noksan uygulanmış olması hukuka aykırı bir sonucu ifade eder. Dava konusunu tümüyle irdeleyip hükme bağlamak mahkemelerin görevidir. 2577 sayılı Kanunun 5'inci maddesinde, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceği hükme bağlandığından, dava konusu yapılan beş ayrı işlemden sadece biri hakkında hüküm kuran, diğer dördünü ise incelemeye almayan ve hükme bağlamayan mahkeme kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi kapsamında yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiği açıktır.
Belirtilen nedenlerle, İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 14.5.2003 gün ve E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı kararının, dava konusu yapıldığı kabul edilen ve kararda açıkça belirtilen diğer işlemlere ilişkin kısmının, bu kısma ilişkin bir hüküm kurulmamış olması nedeniyle hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiği açık bulunduğundan kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı adına tescilli 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı; 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı; 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı; 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı beş ayrı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle yapılan dampinge karşı vergi ve ek katma değer vergisi tahakkuklarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin, her bir beyanname tarih ve sayıları ile tahakkuk tutarları da ayrı ayrı belirtilmek ve davaya konu işlemler de dava dilekçesine eklenmek suretiyle iptali istemiyle dava açılmasına karşın; İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesi Hakimliğince, davanın, yalnızca 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı beyanname ile ilgili işlemin iptali istemiyle açıldığının kabul edilmesi suretiyle, bu beyannameye münhasır karar verildiği; diğer beyannamelerden kaynaklanan tahakkuklara vaki itirazların reddine dair işlemler hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu edilen beş ayrı beyannameyle ilgili işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; bir beyannameyle ilgili karar verilip, diğer dört beyannameden kaynaklanan işlemlerin iptali istemi hakkında herhangi bir hüküm tesis edilmemesi Yargılama Hukuku kurallarına açık aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne; İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesinin tek hakimle verdiği 14.5.2003 gün ve E: 2003/254; K: 2003/1826 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın bir suretinin Başbakanlık ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasına, 20.5.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
Danıştay Yedinci Daire Başkanlığından:
Esas No : 2009/172
Karar No : 2009/2442
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : ........................................
Vekili : ..........................................
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü İSTANBUL
İstemin Özeti : Davacı Şirket adına tescilli 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı; 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı; 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı; 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı eşya nedeniyle yapılan dampinge karşı vergi ve ek katma değer vergisi tahakkuklarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; davanın, sadece bir beyannameyle ilgili olduğunun kabulü suretiyle yaptığı inceleme sonucunda, Lucy Trading Co. Ltd. firmasından ithal edilen emtianın üreticisinin Hankook Synthetics Inc. firması olduğu; İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 99/7 sayılı Tebliğin 36'ncı maddesinde, adı geçen üretici firmadan yapılan ithalatların dampinge karşı vergiden muaf olduğunun belirtildiği; damping marjının, ithale konu emtianın menşei ülkedeki üreticileri bazında uygulandığı; bu nedenle, anılan firma tarafından üretilen emtianın başka bir ihracatçıdan ithalinin de muafiyet kapsamında sayılmasının icap ettiği gerekçesiyle, 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı beyannameyle ilgili işlemin iptali yolunda İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesinin tek hakimle verdiği 14.5.2003 gün ve E: 2003/254; K: 2003/1826 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Tetkik Hakimi Ergün GÖKDAM'ın Düşüncesi : Olayda, dava konusu edilen beş ayrı beyannameyle ilgili işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; bir beyannameyle ilgili karar verilip, diğer dört beyannameden kaynaklanan işlemlerin iptali istemi hakkında herhangi bir hüküm tesis edilmemesi Yargılama Hukuku kurallarına açık aykırılık oluşturduğundan, vergi mahkemesi hakimliğince verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kararın, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı Yılmaz ÇİMEN'in Düşüncesi : ..............................................'nin beş ayrı tarihte Güney Kore'den ithal ettiği polyester düz ipliklerden dolayı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 99/7 sayılı Tebliğ hükümlerine göre anti damping vergisi ile buna bağlı katma değer vergisine tabi olduğu ve aynı Tebliğde yazılı muafiyet hükmünden yararlanamayacaklarının tespitli bulunduğu gerekçesiyle 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı, 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı, 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı, 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı gümrük giriş beyannamelerine dayalı olarak yapılan ek tahakkukların onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemlerine karşı açılan davada; davanın 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı gümrük giriş beyannamesine dayalı ek tahakkuk işlemi yönünden kabulüne ilişkin olan, ancak diğer gümrük giriş beyannamelerine dayalı işlemler yönünden ise hüküm kurulmaksızın verilen İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı tek hakim kararının temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunması nedeniyle kanun yararına temyiz edilmesinin davacı Şirket vekilince istenilmesi üzerine konu incelendi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmış bulunduğundan, kanun yararına bozma talebi yanında, "unutulan beyannamelerin de kararda yer almasının temininin sağlanması" şeklindeki istemin hukuken dayanağının ve ifa kabiliyetinin bulunmadığı açıktır.
Öte yandan madde hükmüne göre, temyiz incelemesinden geçmemiş olması nedeniyle kesinleşen kararlardan yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler kanun yararına bozulması için temyiz edilebilecektir.
Olayda, davacı Şirket tarafından Güney Kore'den ithal edilen polyester düz ipliklerden dolayı yukarıda sözü edilen Tebliğ hükümlerine göre anti damping ve buna bağlı katma değer vergilerinin alınması gerektiği yönünde düzenlenen inceleme elemanı raporu esas alınarak yapılan ek tahakkukların onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemlerine karşı dava açılmasına ve dava dilekçesinde bu davaya konu edilen işlemlerin tümünün tarih ve sayılarının açıkça gösterilmesine karşın, Mahkemece, yalnızca 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı gümrük giriş beyannamesine dayalı tahakkukun onanmasına dair gümrük başmüdürlüğü işlemi hakkında karar verildiği, dava konusu yapılan diğer dört ayrı işlem yönünden karar verilmediği dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Ayrıca davacının, 9.8.2000 günlü 47561 sayılı, 19.12.2000 günlü 76701 sayılı, 31.8.2000 günlü 52570 sayılı ve 2.3.2001 günlü 10333 sayılı gümrük giriş beyannamelerine ait ek tahakkukları da dava konusu etmiş olmasına rağmen, kararda bu beyannamelere ait ek tahakkuklardan bahsedilmediğini ileri sürerek, bu beyannamelerin de karara dahil edilmesi suretiyle yanlışlığın düzeltilmesi yolundaki isteminin, 6. Vergi Mahkemesinin tek hakim kararıyla istemin yanlışlığın düzeltilmesi kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine bu karara karşı yaptığı itirazın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği; davacının, 14.5.2003 günlü ve E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı davanın kabulüne dair esastan nihai olarak tek hakim tarafından verilen karara karşı itiraz yoluna başvurmadığı anlaşılmaktadır.
2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinde, hukuka aykırı karar verilmesi bozma nedenleri arasında sayılmış, 51'inci maddesinde de temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş kararlardan niteliği itibariyle yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Bir hukuk kuralının hiç uygulanmamış veya noksan uygulanmış olması hukuka aykırı bir sonucu ifade eder. Dava konusunu tümüyle irdeleyip hükme bağlamak mahkemelerin görevidir. 2577 sayılı Kanunun 5'inci maddesinde, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceği hükme bağlandığından, dava konusu yapılan beş ayrı işlemden sadece biri hakkında hüküm kuran, diğer dördünü ise incelemeye almayan ve hükme bağlamayan mahkeme kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi kapsamında yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiği açıktır.
Belirtilen nedenlerle, İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 14.5.2003 gün ve E: 2003/254, K: 2003/1826 sayılı kararının, dava konusu yapıldığı kabul edilen ve kararda açıkça belirtilen diğer işlemlere ilişkin kısmının, bu kısma ilişkin bir hüküm kurulmamış olması nedeniyle hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiği açık bulunduğundan kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı adına tescilli 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı; 9.8.2000 gün ve 47561 sayılı; 31.8.2000 gün ve 52570 sayılı; 19.12.2000 gün ve 76701 sayılı ve 2.3.2001 gün ve 10333 sayılı beş ayrı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle yapılan dampinge karşı vergi ve ek katma değer vergisi tahakkuklarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin, her bir beyanname tarih ve sayıları ile tahakkuk tutarları da ayrı ayrı belirtilmek ve davaya konu işlemler de dava dilekçesine eklenmek suretiyle iptali istemiyle dava açılmasına karşın; İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesi Hakimliğince, davanın, yalnızca 7.7.2000 gün ve 40310 sayılı beyanname ile ilgili işlemin iptali istemiyle açıldığının kabul edilmesi suretiyle, bu beyannameye münhasır karar verildiği; diğer beyannamelerden kaynaklanan tahakkuklara vaki itirazların reddine dair işlemler hakkında hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu edilen beş ayrı beyannameyle ilgili işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; bir beyannameyle ilgili karar verilip, diğer dört beyannameden kaynaklanan işlemlerin iptali istemi hakkında herhangi bir hüküm tesis edilmemesi Yargılama Hukuku kurallarına açık aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne; İstanbul Altıncı Vergi Mahkemesinin tek hakimle verdiği 14.5.2003 gün ve E: 2003/254; K: 2003/1826 sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın bir suretinin Başbakanlık ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasına, 20.5.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
bağlayıcı tarife bilgisi
Danıştay Yedinci Daire Başkanlığından :
Esas No : 2009/3087
Karar No : 2010/638
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : Diler Dış Ticaret Anonim Şirketi
Tersane Caddesi, Diler Han, No: 96
Karaköy/İSTANBUL
Vekili : Av.Engin HELVACI
(Aynı adreste)
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Derince Gümrük Müdürlüğü Derince/İZMİT
İstemin Özeti : Davacı adına tescilli 19.11.2001 tarih ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi ile, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına verilen bağlayıcı tarife bilgisine istinaden 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyaya ilişkin olarak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle, 4411.19.90.00.00 pozisyonu esas alınarak yapılan gümrük vergisi ve katma değer vergisi ek tahakkukuna vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinin 3'üncü fıkrası hükmü uyarınca, bağlayıcı tarife bilgisinin, sadece bilgiyi alan kişiler için geçerli olduğu; kişiye özel olarak verilen bağlayıcı tarife bilgisinin tüm ithalatçılar için geçerli kabul edilmesinin, ithal rejiminin sağlıklı yürümesi açısından mümkün olmadığı; öte yandan, davacı Şirketçe, 1 seri nolu Gümrük Genel Tebliğinin, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağına ilişkin 16'ncı maddesinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Yedinci Dairesinin 13.5.2004 gün ve E:2004/1226; K:2004/1305 sayılı kararında, "tebliğ"in düzenleyici işlem olmadığına karar verildiği ileri sürülmüşse de, bağlayıcı tarife bilgisinin tebliğle değil yasayla düzenlenmiş olması karşısında, bu iddiada da isabet görülmediği; bu durumda, davacının, bir başkası adına düzenlenen bağlayıcı tarife bilgisinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddi yolunda verilen Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185 ; K:2004/755 sayılı kararına vaki itirazın Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819; K:2005/333 sayılı kararıyla reddi üzerine, bu kararın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475; K:2005/516 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Tetkik Hakimi Kurtuluş BEYRİBEY'in Düşüncesi : Olayda, davacı adına tescilli serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına verilen bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyaya ilişkin olarak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle, 4411.19.90.00.00 pozisyonu esas alınarak yapılan gümrük vergisi ve katma değer vergisi ek tahakkukuna vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine dair, tek hakimce verilen karar, vaki itiraz ve kararın düzeltilmesi isteminin reddi üzerine kesinleşmişse de; aynı konuda Dairemizce verilen 15.11.2006 gün ve E:2004/3529 ila 3539; K:2006/3410 ila 3420 sayılı kararıyla; davacı Şirketçe, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen bağlayıcı tarife bilgisine konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyanın, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde, 4458 sayılı Kanunun, gümrük vergilerinin, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı yolundaki 15'inci maddesi hükmüne aykırılık bulunmadığından, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağı gerekçesine dayalı mahkeme kararlarının bozulması üzerine, Mahkemece bozmaya uymak suretiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği; bu yoldaki kararların da, yine Dairemizin 2.2.2010 gün ve K:2010/489 ila 498 sayılı kararlarıyla onandığının anlaşılması karşısında, yürürlükteki hukuka aykırı olduğu sonucuna varılan kesinleşmiş kararın, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı Yılmaz ÇİMEN'in Düşüncesi : Diler Dış Ticaret Anonim Şirketi adına tescilli 19.11.2001 gün ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesinde, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen 8.11.2001 tarih TRO10106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine yer verilerek 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyalara, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonu uygulanmak süretiyle yapılan gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazın reddi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185, K:2004/755 sayılı kararının bozulması istemiyle yapılan itiraz başvurusunu reddeden Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819, K:2005/333 sayılı kararının düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475, K:2005/516 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde; Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, gümrük vergilerinin, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı, aynı Kanunun 9'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında, yazılı talep üzerine Müsteşarlık veya yetkilendirdiği gümrük idaresi tarafından bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgileri verileceği; 2'nci fıkrasında, bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgisinin, gümrük idarelerini, hak sahibine karşı sadece eşyanın tarife pozisyonu konusunda veya eşyanın menşeinin tespiti konusunda ve yalnızca bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanacak gümrük işlemlerine konu olan eşya için bağlayacağı; 4'üncü fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin veriliş tarihinden itibaren altı yıl geçerli olduğu, talep edenin verdiği yanlış veya eksik bilgiye dayanan bağlayıcı bilginin iptal edileceği; 5'inci fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin; a) Türk Gümrük Tarife Cetvelinde değişiklik yapılması ve verilen bilginin söz konusu değişiklikle getirilen hükümlere uymaması, b-)Dünya Gümrük Örgütünün uymakla yükümlü bulunduğumuz nomanklatür, izahname, tarife pozisyonlarına ilişkin kararlarındaki bir değişikliğe uymaması, c) bağlayıcı tarife bilgisinin iptal edildiğinin veya değiştirildiğinin bilgi verilen kişiye tebliğ edilmesi, hallerinde geçerliliğini kaybedeceği, bu fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde, bağlayıcı tarife bilgisinin geçerliliğini kaybetme tarihinin, söz konusu değişikliklerin Resmi Gazete'de yayımı tarihi olduğu hükme bağlanmıştır.
Yukarıda anılan Gümrük Kanununun 9'uncu maddesindeki düzenlemede yer alan, bağlayıcı tarife bilgisinin, gümrük idaresini, eşyanın tarife pozisyonu konusunda hak sahibine karşı bağlı kılacağı yolundaki hükmün, idarenin, bağlayıcı tarife bilgisi verilen eşya için öngörülen tarife ve istatistik pozisyonunu, hak sahibi olmayanlarca ithal edilen ve bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanan gümrük işlemlerine konu aynı eşya için uygulayamayacağı sonucunu doğurmayacağı açıktır.
Nitekim, davacı şirket adına tescilli on adet serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamı eşyalara ilişkin olarak aynı nedenle yapılan ek tahakkuklara vaki itirazların reddi yolundaki işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların reddi yolunda Kocaeli Vergi Mahkemesince tesis edilen kararların temyizen incelenmesi sonucu Danıştay Yedinci Dairesince verilen 15.11.2006 gün ve K:2006/3410-3420 sayılı kararlar ile 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak, bilgiye konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyaların, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle mahkeme kararları bozulmuş, mahkeme tarafından da bozma kararlarına uyularak işlemlerin iptali yolunda hüküm tesis edilmiştir.
Bu durumda, davacı şirket tarafından Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenerek 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinin 5'inci fıkrasının c) bendi uyarınca 15.5.2002 tarihinde iptal edilen 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak 19.11.2001 gün ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında, bilginin geçerli olduğu süre içerisinde, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen tarife bilgisine konu eşya ile her yönden aynı olan eşya için 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonu esas alınmak suretiyle yapılan ek tahakkukta ve bu tahakkuka itirazın reddi yolundaki işlemde hukuka uygunluk bulunmamasına karşın, yazılı gerekçeyle davanın reddi yolunda verilen Vergi Mahkemesi kararının, bu karara yapılan itirazı reddederek kararı onayan ve kararın düzeltilmesi istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararlarının hukuka uygun bir değerlendirme ve sonuç içermediği ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, katma değer vergisi ek tahakkuku işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185, K:2004/755 sayılı kararının ve yapılan itirazın reddi yolunda tesis edilen Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819, K:2005/333 sayılı kararı ile kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 29.9.2005 gün ve E:2005/475, K:2005/516 sayılı kararın niteliği itibariyle yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı hakkında düzenlenen 24.10.2003 tarihli cevaplı raporda; davacının, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine istinaden, söz konusu belgenin verildiği tarih ile iptal edildiği tarih arasında geçen süre içerisinde gerçekleştirdiği ithalatlarda, serbest dolaşıma giriş beyannamelerinde, ithale konu eşyanın tarife ve istatistik pozisyonunu 4418.20.80.00.00 olarak gösterdiği; ancak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca belge sahibinin yararlanabileceğinden bahisle, ithale konu "kalıplanmış lif levhadan mamul kapı kaplamaları"nın, Avrupa Komisyonu Sınıflandırma Tüzüğü uyarınca, 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda vergilendirilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine yapılan ek tahakkuka vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın, Kocaeli Vergi Mahkemesi Hakimliğince, bağlayıcı tarife bilgisinden, hak sahibi olmayan davacının yararlanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmıştır.
Ancak; aynı konuda davacı adına tesis edilen işlemlere karşı açılan davalarda, Kocaeli Vergi Mahkemesince kurul halinde verilen, davanın reddine dair kararların, Dairemizin 15.11.2006 gün ve E:2004/3529 ila 3539; K:2006/3410 ila 3420 sayılı kararlarıyla; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, gümrük vergilerinin gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı; 3'üncü fıkrasının (c) bendinde, gümrük tarifesinin, Türk Gümrük Tarifesinin kapsadığı eşyaya uygulanacak gümrük vergi oranlarını; 6'ncı fıkrasında da; eşyanın tarife pozisyonunun belirlenmesi deyiminden, (kural olarak) söz konusu eşyanın girdiği Türk Gümrük Tarife Cetvelinin alt pozisyonunun belirlenmesinin anlaşılacağı; 7'nci fıkrasında ise, Gümrük Tarife Cetveli, İzahnamesi ve eşya fihristinin, idari ve kazai uygulamalarda esas tutulacağının hükme bağlandığı; Türk Gümrük Tarife Cetvelinin esasını “Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi” oluşturduğu; bu sisteme ilişkin sözleşmenin, 22.11.1988 gün ve 1997 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 10.11.1988 gün ve 3501 sayılı Kanunla kabul edilerek, 1.1.1989 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girdiği; Türk Gümrük Tarife Cetvelinin, Armonize Sistem Nomanklatürü ile Avrupa Birliği Kombine Nomaklatürü esas olmak üzere, ulusal ihtiyaçlar için açılan alt pozisyonlar ve istatistik pozisyonları da gösterilmek suretiyle, 24 bölüm, 96 fasıl ve 22.000 kalem şeklinde hazırlandığı; gümrük tarife uygulamasında, ithale konu eşyanın sistem içinde sınıflandırılması gereken tarife pozisyonunun tespitinden sonra, ilgili sütunda gösterilen oran (veya tutar) üzerinden gümrük vergisinin hesaplandığı; özel bir tarife uygulaması olarak kabul edilen ve kısaca; belirli bir eşyanın sürekli ithalatını yapan kişilere, belirli bir süre için, eşyanın tabi olacağı tarife pozisyonunun saptanması yönünden gümrük idaresini bağlayıcı niteliği bulunan "bilgi" olarak tanımlanan bağlayıcı tarife bilgisinin 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinde düzenlendiği; maddenin 1'inci fıkrasında; yazılı talep üzerine Müsteşarlık veya yetkilendirdiği gümrük idaresi tarafından bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgileri verilebileceği; 2'nci fıkrasında, bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgisinin, gümrük idarelerini, hak sahibine karşı sadece eşyanın tarife pozisyonu konusunda ve yalnızca bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanacak gümrük işlemlerine konu olan eşya için bağlayacağı; 4'üncü fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin veriliş tarihinden itibaren altı yıl geçerli olduğu; ancak, talep edenin verdiği yanlış veya eksik bilgiye dayanan bağlayıcı bilginin iptal edileceği; 5'inci fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin; Türk Gümrük Tarife Cetvelinde değişiklik yapılması ve verilen bilginin söz konusu değişiklikle getirilen hükümlere uymaması veya Dünya Gümrük Örgütünün uymakla yükümlü bulunduğumuz nomanklatür, izahname, tarife pozisyonlarına ilişkin kararlarındaki bir değişikliğe uymaması halinde söz konusu değişikliklerin Resmi Gazete'de yayımı tarihinde; bağlayıcı tarife bilgisinin iptal edilmesi veya değiştirilmesi hallerinde, bu hususun bilgi verilen kişiye tebliğ edildiği tarihte geçerliliğini kaybedeceği; 7'nci fıkrasında; 5 ve 6'ncı fıkra hükümleri uyarınca geçerliliğini kaybeden bağlayıcı tarife bilgisinin hak sahibinin, söz konusu bağlayıcı bilgiye dayanarak ve bu bilginin geçerliliğini kaybetmesinden önce, ilgili eşyanın alımı veya satımı üstüne bağlayıcı sözleşmeler yaptığı takdirde, geçerliliğini kaybeden tarife bilgisini, söz konusu yayımın ya da tebligatın yapıldığı tarihten itibaren altı aylık bir süre boyunca kullanabileceği; ancak, gümrük işlemleri sırasında söz konusu ürünler için bir ithalat, ihracat ya da ön izin belgesinin gümrüğe verilmesi halinde, bu belgenin geçerlilik süresinin esas alınacağı; 8'nci fıkrasında da, bağlayıcı tarife bilgisine ilişkin 7'nci fıkra hükümlerinin ancak; ithalat ya da ihracat vergilerinin belirlenmesi veya, tarım politikası kapsamında ihracat vergi iadeleri ile ithalata ya da ihracata verilen diğer bütün ödemelerin hesaplanması, veyahut, belgelerin, söz konusu tarife bilgisine istinaden verilmiş olması koşuluyla, eşyaya ait gümrük beyannamesinin tescili için gümrük işlemlerinin yürütülmesi sırasında verilen ithalat, ihracat ya da ön izin belgesinin kullanımı amaçlarıyla kullanılabileceğinin açıklandığı; her ne kadar, mevcut düzenlemede, bağlayıcı tarife bilgisinin, Gümrük İdaresini; eşyanın tarife pozisyonu konusunda yalnızca hak sahibine karşı bağlı kıldığı hükmüne yer verilmişse de, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında; bu hükmün, tarife uygulamasında, tarifenin yürürlükte olduğu dönemde ithal edilen aynı eşyanın, aynı tarife ve istatistik pozisyonunda vergilendirileceği kuralının istisnasını oluşturacak şekilde yorumlanmasına olanak bulunmadığı; zira, 4458 sayılı Kanunun 9'uncu maddesinde, bağlayıcı tarife bilgisi verilen eşya için öngörülen tarife ve istatistik pozisyonunun, hak sahibi olmayanlarca ithal edilecek, aynı eşya için uygulanmayacağı yolunda açık bir hükme yer verilmediği; kaldı ki; bağlayıcı tarife bilgisinin, verildiği eşya ile her yönden aynı olan bir başka eşya için uygulanmayacağının kabulünün; 4458 sayılı Kanunun, gümrük vergilerinin gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı hükmünü içeren 15'inci maddesinin ihlali sonucunu doğuracağı gibi; Anayasanın 10'uncu maddesinde sözü edilen ve Anayasa Mahkemesinin muhtelif kararlarında, "...aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı hukuksal kurallara bağlı tutulacağı..." şeklinde yorumlanan "yasa önünde eşitlik ilkesi" ile 73'üncü maddesinde ifade edilen ve Anayasa Mahkemesinin 25.6.1998 gün ve E:1996/73; K:1998/41 sayılı kararında da "...aynı ya da benzer durumda olan kişilerin farklı yöntem ve oranda vergilendirilmesine olanak bulunmadığı..." şeklinde yorumlanan, "vergide genellik ve eşitlik ilkesi"ne aykırılık oluşturacağı; bu bakımdan; davacı tarafından, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen ve 4458 sayılı Kanunun 9'uncu maddesinin 5'inci fıkrasının (c) bendi uyarınca 15.5.2002 tarihinde iptal edilen ve iptal kararı uyarınca, bu tarihten itibaren hukuksal sonuçlarının ortadan kaldırıldığı anlaşılan 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak, bilgiye konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyanın, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde, açıklanan hukuk ilkelerine uygun bulunmadığı gerekçesiyle bozulması ve, Mahkemece bozma kararına uymak suretiyle dava konusu işlemlerin iptal yolunda verilen kararların da, Dairemizin 2.2.2010 gün ve K:2010/489 ila 498 sayılı kararlarıyla onanmış olması karşısında, Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin kararın düzeltilmesi isteminin reddine dair kararının, yürürlükteki hukuka açık aykırılık oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne; Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475; K:2005/516 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın bir suretinin Başbakanlık ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 10.2.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
Esas No : 2009/3087
Karar No : 2010/638
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : Diler Dış Ticaret Anonim Şirketi
Tersane Caddesi, Diler Han, No: 96
Karaköy/İSTANBUL
Vekili : Av.Engin HELVACI
(Aynı adreste)
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Derince Gümrük Müdürlüğü Derince/İZMİT
İstemin Özeti : Davacı adına tescilli 19.11.2001 tarih ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi ile, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına verilen bağlayıcı tarife bilgisine istinaden 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyaya ilişkin olarak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle, 4411.19.90.00.00 pozisyonu esas alınarak yapılan gümrük vergisi ve katma değer vergisi ek tahakkukuna vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinin 3'üncü fıkrası hükmü uyarınca, bağlayıcı tarife bilgisinin, sadece bilgiyi alan kişiler için geçerli olduğu; kişiye özel olarak verilen bağlayıcı tarife bilgisinin tüm ithalatçılar için geçerli kabul edilmesinin, ithal rejiminin sağlıklı yürümesi açısından mümkün olmadığı; öte yandan, davacı Şirketçe, 1 seri nolu Gümrük Genel Tebliğinin, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağına ilişkin 16'ncı maddesinin iptali istemiyle açılan davada Danıştay Yedinci Dairesinin 13.5.2004 gün ve E:2004/1226; K:2004/1305 sayılı kararında, "tebliğ"in düzenleyici işlem olmadığına karar verildiği ileri sürülmüşse de, bağlayıcı tarife bilgisinin tebliğle değil yasayla düzenlenmiş olması karşısında, bu iddiada da isabet görülmediği; bu durumda, davacının, bir başkası adına düzenlenen bağlayıcı tarife bilgisinden yararlanmasına olanak bulunmadığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddi yolunda verilen Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185 ; K:2004/755 sayılı kararına vaki itirazın Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819; K:2005/333 sayılı kararıyla reddi üzerine, bu kararın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475; K:2005/516 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Tetkik Hakimi Kurtuluş BEYRİBEY'in Düşüncesi : Olayda, davacı adına tescilli serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına verilen bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyaya ilişkin olarak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle, 4411.19.90.00.00 pozisyonu esas alınarak yapılan gümrük vergisi ve katma değer vergisi ek tahakkukuna vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine dair, tek hakimce verilen karar, vaki itiraz ve kararın düzeltilmesi isteminin reddi üzerine kesinleşmişse de; aynı konuda Dairemizce verilen 15.11.2006 gün ve E:2004/3529 ila 3539; K:2006/3410 ila 3420 sayılı kararıyla; davacı Şirketçe, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen bağlayıcı tarife bilgisine konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyanın, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde, 4458 sayılı Kanunun, gümrük vergilerinin, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı yolundaki 15'inci maddesi hükmüne aykırılık bulunmadığından, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağı gerekçesine dayalı mahkeme kararlarının bozulması üzerine, Mahkemece bozmaya uymak suretiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verildiği; bu yoldaki kararların da, yine Dairemizin 2.2.2010 gün ve K:2010/489 ila 498 sayılı kararlarıyla onandığının anlaşılması karşısında, yürürlükteki hukuka aykırı olduğu sonucuna varılan kesinleşmiş kararın, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Başsavcısı Yılmaz ÇİMEN'in Düşüncesi : Diler Dış Ticaret Anonim Şirketi adına tescilli 19.11.2001 gün ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesinde, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen 8.11.2001 tarih TRO10106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine yer verilerek 4418.20.80.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen eşyalara, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca hak sahibinin yararlanacağından bahisle 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonu uygulanmak süretiyle yapılan gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazın reddi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185, K:2004/755 sayılı kararının bozulması istemiyle yapılan itiraz başvurusunu reddeden Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819, K:2005/333 sayılı kararının düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475, K:2005/516 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde; Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, gümrük vergilerinin, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı, aynı Kanunun 9'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında, yazılı talep üzerine Müsteşarlık veya yetkilendirdiği gümrük idaresi tarafından bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgileri verileceği; 2'nci fıkrasında, bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgisinin, gümrük idarelerini, hak sahibine karşı sadece eşyanın tarife pozisyonu konusunda veya eşyanın menşeinin tespiti konusunda ve yalnızca bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanacak gümrük işlemlerine konu olan eşya için bağlayacağı; 4'üncü fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin veriliş tarihinden itibaren altı yıl geçerli olduğu, talep edenin verdiği yanlış veya eksik bilgiye dayanan bağlayıcı bilginin iptal edileceği; 5'inci fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin; a) Türk Gümrük Tarife Cetvelinde değişiklik yapılması ve verilen bilginin söz konusu değişiklikle getirilen hükümlere uymaması, b-)Dünya Gümrük Örgütünün uymakla yükümlü bulunduğumuz nomanklatür, izahname, tarife pozisyonlarına ilişkin kararlarındaki bir değişikliğe uymaması, c) bağlayıcı tarife bilgisinin iptal edildiğinin veya değiştirildiğinin bilgi verilen kişiye tebliğ edilmesi, hallerinde geçerliliğini kaybedeceği, bu fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilen hallerde, bağlayıcı tarife bilgisinin geçerliliğini kaybetme tarihinin, söz konusu değişikliklerin Resmi Gazete'de yayımı tarihi olduğu hükme bağlanmıştır.
Yukarıda anılan Gümrük Kanununun 9'uncu maddesindeki düzenlemede yer alan, bağlayıcı tarife bilgisinin, gümrük idaresini, eşyanın tarife pozisyonu konusunda hak sahibine karşı bağlı kılacağı yolundaki hükmün, idarenin, bağlayıcı tarife bilgisi verilen eşya için öngörülen tarife ve istatistik pozisyonunu, hak sahibi olmayanlarca ithal edilen ve bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanan gümrük işlemlerine konu aynı eşya için uygulayamayacağı sonucunu doğurmayacağı açıktır.
Nitekim, davacı şirket adına tescilli on adet serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamı eşyalara ilişkin olarak aynı nedenle yapılan ek tahakkuklara vaki itirazların reddi yolundaki işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların reddi yolunda Kocaeli Vergi Mahkemesince tesis edilen kararların temyizen incelenmesi sonucu Danıştay Yedinci Dairesince verilen 15.11.2006 gün ve K:2006/3410-3420 sayılı kararlar ile 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak, bilgiye konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyaların, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle mahkeme kararları bozulmuş, mahkeme tarafından da bozma kararlarına uyularak işlemlerin iptali yolunda hüküm tesis edilmiştir.
Bu durumda, davacı şirket tarafından Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenerek 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinin 5'inci fıkrasının c) bendi uyarınca 15.5.2002 tarihinde iptal edilen 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak 19.11.2001 gün ve 5740 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında, bilginin geçerli olduğu süre içerisinde, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilen tarife bilgisine konu eşya ile her yönden aynı olan eşya için 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonu esas alınmak suretiyle yapılan ek tahakkukta ve bu tahakkuka itirazın reddi yolundaki işlemde hukuka uygunluk bulunmamasına karşın, yazılı gerekçeyle davanın reddi yolunda verilen Vergi Mahkemesi kararının, bu karara yapılan itirazı reddederek kararı onayan ve kararın düzeltilmesi istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararlarının hukuka uygun bir değerlendirme ve sonuç içermediği ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, katma değer vergisi ek tahakkuku işleminin iptali istemiyle açılan davayı reddeden Kocaeli Vergi Mahkemesinin 20.10.2004 gün ve E:2004/185, K:2004/755 sayılı kararının ve yapılan itirazın reddi yolunda tesis edilen Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 31.5.2005 gün ve E:2004/819, K:2005/333 sayılı kararı ile kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 29.9.2005 gün ve E:2005/475, K:2005/516 sayılı kararın niteliği itibariyle yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı hakkında düzenlenen 24.10.2003 tarihli cevaplı raporda; davacının, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine istinaden, söz konusu belgenin verildiği tarih ile iptal edildiği tarih arasında geçen süre içerisinde gerçekleştirdiği ithalatlarda, serbest dolaşıma giriş beyannamelerinde, ithale konu eşyanın tarife ve istatistik pozisyonunu 4418.20.80.00.00 olarak gösterdiği; ancak, bağlayıcı tarife bilgisinden yalnızca belge sahibinin yararlanabileceğinden bahisle, ithale konu "kalıplanmış lif levhadan mamul kapı kaplamaları"nın, Avrupa Komisyonu Sınıflandırma Tüzüğü uyarınca, 4411.19.90.00.00 tarife ve istatistik pozisyonunda vergilendirilmesi gerektiğinin belirtilmesi üzerine yapılan ek tahakkuka vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın, Kocaeli Vergi Mahkemesi Hakimliğince, bağlayıcı tarife bilgisinden, hak sahibi olmayan davacının yararlanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmıştır.
Ancak; aynı konuda davacı adına tesis edilen işlemlere karşı açılan davalarda, Kocaeli Vergi Mahkemesince kurul halinde verilen, davanın reddine dair kararların, Dairemizin 15.11.2006 gün ve E:2004/3529 ila 3539; K:2006/3410 ila 3420 sayılı kararlarıyla; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, gümrük vergilerinin gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı; 3'üncü fıkrasının (c) bendinde, gümrük tarifesinin, Türk Gümrük Tarifesinin kapsadığı eşyaya uygulanacak gümrük vergi oranlarını; 6'ncı fıkrasında da; eşyanın tarife pozisyonunun belirlenmesi deyiminden, (kural olarak) söz konusu eşyanın girdiği Türk Gümrük Tarife Cetvelinin alt pozisyonunun belirlenmesinin anlaşılacağı; 7'nci fıkrasında ise, Gümrük Tarife Cetveli, İzahnamesi ve eşya fihristinin, idari ve kazai uygulamalarda esas tutulacağının hükme bağlandığı; Türk Gümrük Tarife Cetvelinin esasını “Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi” oluşturduğu; bu sisteme ilişkin sözleşmenin, 22.11.1988 gün ve 1997 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 10.11.1988 gün ve 3501 sayılı Kanunla kabul edilerek, 1.1.1989 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girdiği; Türk Gümrük Tarife Cetvelinin, Armonize Sistem Nomanklatürü ile Avrupa Birliği Kombine Nomaklatürü esas olmak üzere, ulusal ihtiyaçlar için açılan alt pozisyonlar ve istatistik pozisyonları da gösterilmek suretiyle, 24 bölüm, 96 fasıl ve 22.000 kalem şeklinde hazırlandığı; gümrük tarife uygulamasında, ithale konu eşyanın sistem içinde sınıflandırılması gereken tarife pozisyonunun tespitinden sonra, ilgili sütunda gösterilen oran (veya tutar) üzerinden gümrük vergisinin hesaplandığı; özel bir tarife uygulaması olarak kabul edilen ve kısaca; belirli bir eşyanın sürekli ithalatını yapan kişilere, belirli bir süre için, eşyanın tabi olacağı tarife pozisyonunun saptanması yönünden gümrük idaresini bağlayıcı niteliği bulunan "bilgi" olarak tanımlanan bağlayıcı tarife bilgisinin 4458 sayılı Gümrük Kanununun 9'uncu maddesinde düzenlendiği; maddenin 1'inci fıkrasında; yazılı talep üzerine Müsteşarlık veya yetkilendirdiği gümrük idaresi tarafından bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgileri verilebileceği; 2'nci fıkrasında, bağlayıcı tarife veya bağlayıcı menşe bilgisinin, gümrük idarelerini, hak sahibine karşı sadece eşyanın tarife pozisyonu konusunda ve yalnızca bilginin verildiği tarihten sonra tamamlanacak gümrük işlemlerine konu olan eşya için bağlayacağı; 4'üncü fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin veriliş tarihinden itibaren altı yıl geçerli olduğu; ancak, talep edenin verdiği yanlış veya eksik bilgiye dayanan bağlayıcı bilginin iptal edileceği; 5'inci fıkrasında, bağlayıcı tarife bilgisinin; Türk Gümrük Tarife Cetvelinde değişiklik yapılması ve verilen bilginin söz konusu değişiklikle getirilen hükümlere uymaması veya Dünya Gümrük Örgütünün uymakla yükümlü bulunduğumuz nomanklatür, izahname, tarife pozisyonlarına ilişkin kararlarındaki bir değişikliğe uymaması halinde söz konusu değişikliklerin Resmi Gazete'de yayımı tarihinde; bağlayıcı tarife bilgisinin iptal edilmesi veya değiştirilmesi hallerinde, bu hususun bilgi verilen kişiye tebliğ edildiği tarihte geçerliliğini kaybedeceği; 7'nci fıkrasında; 5 ve 6'ncı fıkra hükümleri uyarınca geçerliliğini kaybeden bağlayıcı tarife bilgisinin hak sahibinin, söz konusu bağlayıcı bilgiye dayanarak ve bu bilginin geçerliliğini kaybetmesinden önce, ilgili eşyanın alımı veya satımı üstüne bağlayıcı sözleşmeler yaptığı takdirde, geçerliliğini kaybeden tarife bilgisini, söz konusu yayımın ya da tebligatın yapıldığı tarihten itibaren altı aylık bir süre boyunca kullanabileceği; ancak, gümrük işlemleri sırasında söz konusu ürünler için bir ithalat, ihracat ya da ön izin belgesinin gümrüğe verilmesi halinde, bu belgenin geçerlilik süresinin esas alınacağı; 8'nci fıkrasında da, bağlayıcı tarife bilgisine ilişkin 7'nci fıkra hükümlerinin ancak; ithalat ya da ihracat vergilerinin belirlenmesi veya, tarım politikası kapsamında ihracat vergi iadeleri ile ithalata ya da ihracata verilen diğer bütün ödemelerin hesaplanması, veyahut, belgelerin, söz konusu tarife bilgisine istinaden verilmiş olması koşuluyla, eşyaya ait gümrük beyannamesinin tescili için gümrük işlemlerinin yürütülmesi sırasında verilen ithalat, ihracat ya da ön izin belgesinin kullanımı amaçlarıyla kullanılabileceğinin açıklandığı; her ne kadar, mevcut düzenlemede, bağlayıcı tarife bilgisinin, Gümrük İdaresini; eşyanın tarife pozisyonu konusunda yalnızca hak sahibine karşı bağlı kıldığı hükmüne yer verilmişse de, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında; bu hükmün, tarife uygulamasında, tarifenin yürürlükte olduğu dönemde ithal edilen aynı eşyanın, aynı tarife ve istatistik pozisyonunda vergilendirileceği kuralının istisnasını oluşturacak şekilde yorumlanmasına olanak bulunmadığı; zira, 4458 sayılı Kanunun 9'uncu maddesinde, bağlayıcı tarife bilgisi verilen eşya için öngörülen tarife ve istatistik pozisyonunun, hak sahibi olmayanlarca ithal edilecek, aynı eşya için uygulanmayacağı yolunda açık bir hükme yer verilmediği; kaldı ki; bağlayıcı tarife bilgisinin, verildiği eşya ile her yönden aynı olan bir başka eşya için uygulanmayacağının kabulünün; 4458 sayılı Kanunun, gümrük vergilerinin gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihte yürürlükte olan gümrük tarifesine göre hesaplanacağı hükmünü içeren 15'inci maddesinin ihlali sonucunu doğuracağı gibi; Anayasanın 10'uncu maddesinde sözü edilen ve Anayasa Mahkemesinin muhtelif kararlarında, "...aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı hukuksal kurallara bağlı tutulacağı..." şeklinde yorumlanan "yasa önünde eşitlik ilkesi" ile 73'üncü maddesinde ifade edilen ve Anayasa Mahkemesinin 25.6.1998 gün ve E:1996/73; K:1998/41 sayılı kararında da "...aynı ya da benzer durumda olan kişilerin farklı yöntem ve oranda vergilendirilmesine olanak bulunmadığı..." şeklinde yorumlanan, "vergide genellik ve eşitlik ilkesi"ne aykırılık oluşturacağı; bu bakımdan; davacı tarafından, Mek Dış Ticaret Anonim Şirketi adına düzenlenen ve 4458 sayılı Kanunun 9'uncu maddesinin 5'inci fıkrasının (c) bendi uyarınca 15.5.2002 tarihinde iptal edilen ve iptal kararı uyarınca, bu tarihten itibaren hukuksal sonuçlarının ortadan kaldırıldığı anlaşılan 8.11.2001 tarih ve TR010106 sayılı bağlayıcı tarife bilgisine dayanılarak, bilgiye konu eşya ile aynı olduğu tartışmasız olan eşyanın, bilgide belirtilen tarife ve istatistik pozisyonunda beyan ve ithal edilmesinde, açıklanan hukuk ilkelerine uygun bulunmadığı gerekçesiyle bozulması ve, Mahkemece bozma kararına uymak suretiyle dava konusu işlemlerin iptal yolunda verilen kararların da, Dairemizin 2.2.2010 gün ve K:2010/489 ila 498 sayılı kararlarıyla onanmış olması karşısında, Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin kararın düzeltilmesi isteminin reddine dair kararının, yürürlükteki hukuka açık aykırılık oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne; Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin 29.9.2005 gün ve E:2005/475; K:2005/516 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca, hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın bir suretinin Başbakanlık ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 10.2.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
kesilen ceza için, Gümrük Kanununda öngörülen idari itiraz prosedürünün usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği yönünde yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi
T.C. DANIŞTAY
7.Dairesi
Esas: 2005/3249
Karar: 2006/981
Karar Tarihi: 28.03.2006
ÖZET: Davada, kesilen ceza için, Gümrük Kanununda öngörülen idari itiraz prosedürünün usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği yönünde yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
(4458 S. K. m. 242)
Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Tekirdağ Gümrük Müdürlüğü TEKİRDAĞ
Karşı Taraf : … Demir Çelik Endüstrisi ve Ticaret Anonim Şirketi
Vekili: Av. …
İstemin Özeti: Tekirdağ Gümrük Müdürlüğünde tescilli 18.4.2003 gün ve 847 sayılı gümrük giriş beyannamesi ile dahilde işleme rejimi kapsamında ithal edilen eşya nedeniyle yapılan gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna ve sözü edilen vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına ilişkin işleme vaki itirazların reddine dair işlemleri; dahilde işleme rejimi kapsamında şartlı muafiyet sistemine göre yapılan ithalatta anılan rejim kuralları ihlal edilmedikçe vergi kaybından söz edilemeyeceğinden; ihracat taahhüdünü yerine getiren davacı Şirket adına yapılan ek tahakkukta ve kesilen cezalarda hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Tekirdağ Vergi Mahkemesinin 29.4.2005 gün ve E:2004/101; K.2005/95 sayılı kararının; bedeli vadeli akreditif yoluyla ödenen eşya nedeniyle yapıldığı tespit edilen faiz ve komisyon gideri üzerinden tesis edilen işlemlerin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ'in Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı H. Hüseyin TOK'un Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı Şirket adına tescilli gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle ödenen faiz ve komisyon gideri üzerinden ek olarak tahakkuk ettirilen gümrük ve katma değer vergilerine ve bu vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına ilişkin işlemin 16.1.2004 tarihinde tebliğinden sonra 29.1.2004 tarihinde davalı Gümrük Müdürlüğü kaydına giren dilekçe ile yapılan düzeltme başvurusunun reddi üzerine 27.2.2004 tarihinde yapılan itiraz başvurularının reddine ilişkin işlemlerin, Mahkemece, yazılı gerekçe ile iptal edildiği anlaşılmıştır.
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararının dayandığı hukuksal nedenler karşısında, söz konusu kararın gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazların reddine dair işlemlerin iptaline ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Mahkeme kararının, sözü edilen vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasına gelince:
4458 sayılı Kanunun 242'nci maddesinin 1'inci fıkrasında; yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde bulunabilecekleri; 3'üncü fıkrasında; kişilerin, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde, kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itiraz edebilecekleri; 4'üncü fıkrasında, gümrük başmüdürlüklerine intikal eden itirazların 30 gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; aynı maddenin 7'nci fıkrasında da, gümrük başmüdürlükleri kararlarına karşı, işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Anılan düzenlemelerde öngörülen düzeltme ve itiraz başvuruları, yargı yerlerine başvurulmadan önce ilgililerce tüketilmesi gereken zorunlu idari başvuru yollarıdır. Bu başvurular için öngörülen ve kamu düzeniyle ilgili olan sürelere uyulmamış olması veya bu yollar tüketilmeden dava açılması hallerinde, bu durumların idari yargı yerlerince kendiliklerinden nazara alınması, İdari Yargılama Hukukunun gereklerindendir. Dolayısıyla; yetkili gümrük idaresince kesilen cezalara karşı tebliğlerinden itibaren düzeltme yoluna değil; yedi gün içerisinde, işlemi tesis etmiş olan gümrük müdürlüğünün bağlı bulunduğu başmüdürlüğe itiraz yoluna gidilmesi, idari yargı yolunun açılabilmesi için zorunludur.
Öte yandan; ilgili yasada açıkça düzenlenen bu başvuru yolu ve süresi konusu da idarece ilgililere yanlış bilgi verilmiş olmasının, bu yolun kullanılmasına ilişkin koşulları değiştirebileceği düşünülemeyeceğinden; hizmet kusuru nedeniyle tam yargı davasına yol açabilecek nitelikteki böyle bir durum nedeniyle, yasada öngörülmeyen idari başvuru yolunun kullanılması olanaklı değildir.
Bu bakımdan; davada, kesilen ceza için, 4458 sayılı Kanunun yukarıda yer alan 242'nci maddesinde öngörülen idari itiraz prosedürünün usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği yönünden yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden; bu yapılmaksızın, işin esası incelenerek verildiği anlaşılan mahkeme kararının anılan hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulüne, mahkeme kararının kesilen para cezalarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına; gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasına yönelik temyiz isteminin reddine ve bu hüküm fıkrasının onanmasına; 28.3.2006 gününde oybirliği ile karar verildi
7.Dairesi
Esas: 2005/3249
Karar: 2006/981
Karar Tarihi: 28.03.2006
ÖZET: Davada, kesilen ceza için, Gümrük Kanununda öngörülen idari itiraz prosedürünün usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği yönünde yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
(4458 S. K. m. 242)
Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına
Tekirdağ Gümrük Müdürlüğü TEKİRDAĞ
Karşı Taraf : … Demir Çelik Endüstrisi ve Ticaret Anonim Şirketi
Vekili: Av. …
İstemin Özeti: Tekirdağ Gümrük Müdürlüğünde tescilli 18.4.2003 gün ve 847 sayılı gümrük giriş beyannamesi ile dahilde işleme rejimi kapsamında ithal edilen eşya nedeniyle yapılan gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna ve sözü edilen vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına ilişkin işleme vaki itirazların reddine dair işlemleri; dahilde işleme rejimi kapsamında şartlı muafiyet sistemine göre yapılan ithalatta anılan rejim kuralları ihlal edilmedikçe vergi kaybından söz edilemeyeceğinden; ihracat taahhüdünü yerine getiren davacı Şirket adına yapılan ek tahakkukta ve kesilen cezalarda hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden Tekirdağ Vergi Mahkemesinin 29.4.2005 gün ve E:2004/101; K.2005/95 sayılı kararının; bedeli vadeli akreditif yoluyla ödenen eşya nedeniyle yapıldığı tespit edilen faiz ve komisyon gideri üzerinden tesis edilen işlemlerin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Abidin İLDEŞ'in Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı H. Hüseyin TOK'un Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı Şirket adına tescilli gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle ödenen faiz ve komisyon gideri üzerinden ek olarak tahakkuk ettirilen gümrük ve katma değer vergilerine ve bu vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına ilişkin işlemin 16.1.2004 tarihinde tebliğinden sonra 29.1.2004 tarihinde davalı Gümrük Müdürlüğü kaydına giren dilekçe ile yapılan düzeltme başvurusunun reddi üzerine 27.2.2004 tarihinde yapılan itiraz başvurularının reddine ilişkin işlemlerin, Mahkemece, yazılı gerekçe ile iptal edildiği anlaşılmıştır.
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan mahkeme kararının dayandığı hukuksal nedenler karşısında, söz konusu kararın gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazların reddine dair işlemlerin iptaline ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Mahkeme kararının, sözü edilen vergilerin üç katı tutarında kesilen para cezalarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasına gelince:
4458 sayılı Kanunun 242'nci maddesinin 1'inci fıkrasında; yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde bulunabilecekleri; 3'üncü fıkrasında; kişilerin, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde, kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itiraz edebilecekleri; 4'üncü fıkrasında, gümrük başmüdürlüklerine intikal eden itirazların 30 gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; aynı maddenin 7'nci fıkrasında da, gümrük başmüdürlükleri kararlarına karşı, işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Anılan düzenlemelerde öngörülen düzeltme ve itiraz başvuruları, yargı yerlerine başvurulmadan önce ilgililerce tüketilmesi gereken zorunlu idari başvuru yollarıdır. Bu başvurular için öngörülen ve kamu düzeniyle ilgili olan sürelere uyulmamış olması veya bu yollar tüketilmeden dava açılması hallerinde, bu durumların idari yargı yerlerince kendiliklerinden nazara alınması, İdari Yargılama Hukukunun gereklerindendir. Dolayısıyla; yetkili gümrük idaresince kesilen cezalara karşı tebliğlerinden itibaren düzeltme yoluna değil; yedi gün içerisinde, işlemi tesis etmiş olan gümrük müdürlüğünün bağlı bulunduğu başmüdürlüğe itiraz yoluna gidilmesi, idari yargı yolunun açılabilmesi için zorunludur.
Öte yandan; ilgili yasada açıkça düzenlenen bu başvuru yolu ve süresi konusu da idarece ilgililere yanlış bilgi verilmiş olmasının, bu yolun kullanılmasına ilişkin koşulları değiştirebileceği düşünülemeyeceğinden; hizmet kusuru nedeniyle tam yargı davasına yol açabilecek nitelikteki böyle bir durum nedeniyle, yasada öngörülmeyen idari başvuru yolunun kullanılması olanaklı değildir.
Bu bakımdan; davada, kesilen ceza için, 4458 sayılı Kanunun yukarıda yer alan 242'nci maddesinde öngörülen idari itiraz prosedürünün usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediği yönünden yapılacak yargılamayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden; bu yapılmaksızın, işin esası incelenerek verildiği anlaşılan mahkeme kararının anılan hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulüne, mahkeme kararının kesilen para cezalarına vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasının bozulmasına; bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına; gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna vaki itirazların reddine ilişkin işlemlerin iptaline dair hüküm fıkrasına yönelik temyiz isteminin reddine ve bu hüküm fıkrasının onanmasına; 28.3.2006 gününde oybirliği ile karar verildi
6 Şubat 2011 Pazar
Açıklanan Usule Göre Yapılmış İdari Başvuruların Olup Olmadığı Araştırılmaksızın, Ek Tahakkukla Para Cezalarının Hukukiliğinin İncelenmesi Suretiyle Karar Verilmesinde, İsabet Bulunmadığı
YEDİNCİ DAİRE
Karar No: 3765
Esas No: 2007-787
Karar Tarihi: 24/09/2008
KARAR METNİ
İDARİ DAVA AÇILMADAN ÖNCE, VERGİ TAHAKKUKLARI VE PARA CEZALARI İÇİN, 4458 SAYILI KANUN’DA BELİRTİLEN USULE UYGUN İDARİ BAŞVURULARIN YAPILMIŞ OLMASI, AÇILACAK DAVAYA KONU İDARİ İŞLEMİN OLUŞABİLMESİ İÇİN ZORUNLU BULUNMASINA KARŞIN, VERGİ MAHKEMESİNCE DAVA HAKKINDA, DAVA AÇILMADAN ÖNCE, AÇIKLANAN USULE GÖRE YAPILMIŞ İDARİ BAŞVURULARIN OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMAKSIZIN, EK TAHAKKUKLA PARA CEZALARININ HUKUKİLİĞİNİN İNCELENMESİ SURETİYLE KARAR VERİLMESİNDE, İSABET BULUNMADIĞI HK.< Kararın Düzeltilmesini İsteyen : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına, Halkalı Gümrük Müdürlüğü Karşı Taraf : ? Pompa Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Vekili : Av. ? İstemin Özeti : Davacı Şirketin, ATA karnesiyle geçici olarak yurda getirdiği eşyayı süresi içinde yurt dışı etmediğinden bahisle, eşyaya ilişkin olarak yapılan gümrük ve katma değer vergisi tahakkuku ile alınan para cezası kararına vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemi kısmen iptal eden; kısmen de davanın reddine hükmeden İstanbul Birinci Vergi Mahkemesinin 10.7.2002 gün ve E:2001/640; K:2002/1928 sayılı kararını bozan Danıştay Yedinci Dairesinin 22.2.2006 gün ve E:2003/64; K:2006/641 sayılı kararının; eşyanın süresi içinde yurt dışı edilmemesi nedeniyle, yapılan tahakkukun ve kesilen cezanın yerinde olduğu ileri sürülerek düzeltilmesi istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. Tetkik Hakimi Munise KABAKULAK’ın Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Mukaddes ARAS’ın Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54′üncü maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
4458 sayılı Kanunun 242′nci maddesinin 1′inci fıkrasında; yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde bulunabilecekleri; 3′üncü fıkrasında; kişilerin, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde, kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itiraz edebilecekleri; 4′üncü fıkrasında, gümrük başmüdürlüklerine intikal eden itirazların 30 gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; aynı maddenin 7′nci fıkrasında da, gümrük başmüdürlükleri kararlarına karşı, işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere; anılan maddelerde, idari davaya konu olabilecek nitelikte idari işlemin oluşmasından önce, gidilebilecek, iki tür idari başvuru yolu öngörülmüş bulunmaktadır. Düzeltme ve itiraz başvuruları olarak düzenlenen bu iki tür idari başvuru yolundan ilki, salt gümrük vergileri için getirilmiştir ve ihtiyaridir. Gümrük vergilerine ait tahakkuklar dışında kalan idari kararlarla düzeltme taleplerine ilişkin kararlara ve ceza kararlarına karşı ise, yalnızca ikinci tür idari başvuru yolu; yani, itiraz başvurusu olanaklıdır. Başka anlatımla; 4458 sayılı Kanun uyarınca alınacak idari kararlarla ceza kararlarına karşı düzeltme başvurusunda bulunulmasına izin verilmemiştir.
Bu kararlara karşı öngörülen itiraz başvurusu; idari davaya konu olabilecek nitelikte idari işlem tesisi ve dolayısıyla idari dava açılabilmesi için, zorunlu olarak tüketilmesi gereken idari başvuru yoludur. Bu başvuru için maddede belirlenen ve kamu düzeniyle ilgili olan süreye uyulmamış olması veya bu yol tüketilmeden idari dava açılması hallerinde, ortada, idari davaya konu edilebilecek nitelikte idari işlem mevcut olmayacağından; bu durumun, davanın açıldığı mahkemece nazara alınması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14′üncü maddesinin 3′üncü fıkrasının (d) bendi gereğidir. Aynı hukuki durum, salt gümrük vergileri için tanınan düzeltme başvurusu yolunun tercih edilmesi halinde de, geçerlidir.
Dosyanın incelenmesinden; ceza kararı başlığı altında, davacı Şirket adına tesis edilen 1.2.2001 gün ve 122 sayılı işlemin, ceza kararı yanında gümrük ve katma değer vergilerine ait ek tahakkukları da içerdiği anlaşılmıştır. Durum böyle olunca; idari dava açılmadan önce, vergi tahakkukları ve para cezası kararları için, yukarıda açıklanan usule uygun idari başvuruların yapılmış olması, açılacak davaya konu idari işlemin oluşabilmesi için zorunlu bulunmasına karşın, Vergi Mahkemesince, dava hakkında, dava açılmadan önce açıklanan usule göre yapılmış idari başvuruların olup olmadığı; yapılmış idari başvuru mevcut ise, bunlara İdarece ne yolda yanıt verildiği ve hangi tarihte davacı Şirkete tebliğ olunduğu araştırılmaksızın, ek tahakkukla para cezalarının hukukiliğinin incelenmesiyle karar verildiği anlaşıldığından, bu şekilde verilen kararda isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen iddia, Dairemiz kararının düzeltilmesini gerektirecek nitelikte görülmediğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54′üncü maddesine uygun bulunmayan istemin reddine, 24.9.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
(DAN-DER; SAYI: 120)
BŞ/ÖEK
Karar No: 3765
Esas No: 2007-787
Karar Tarihi: 24/09/2008
KARAR METNİ
İDARİ DAVA AÇILMADAN ÖNCE, VERGİ TAHAKKUKLARI VE PARA CEZALARI İÇİN, 4458 SAYILI KANUN’DA BELİRTİLEN USULE UYGUN İDARİ BAŞVURULARIN YAPILMIŞ OLMASI, AÇILACAK DAVAYA KONU İDARİ İŞLEMİN OLUŞABİLMESİ İÇİN ZORUNLU BULUNMASINA KARŞIN, VERGİ MAHKEMESİNCE DAVA HAKKINDA, DAVA AÇILMADAN ÖNCE, AÇIKLANAN USULE GÖRE YAPILMIŞ İDARİ BAŞVURULARIN OLUP OLMADIĞI ARAŞTIRILMAKSIZIN, EK TAHAKKUKLA PARA CEZALARININ HUKUKİLİĞİNİN İNCELENMESİ SURETİYLE KARAR VERİLMESİNDE, İSABET BULUNMADIĞI HK.< Kararın Düzeltilmesini İsteyen : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına, Halkalı Gümrük Müdürlüğü Karşı Taraf : ? Pompa Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Vekili : Av. ? İstemin Özeti : Davacı Şirketin, ATA karnesiyle geçici olarak yurda getirdiği eşyayı süresi içinde yurt dışı etmediğinden bahisle, eşyaya ilişkin olarak yapılan gümrük ve katma değer vergisi tahakkuku ile alınan para cezası kararına vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemi kısmen iptal eden; kısmen de davanın reddine hükmeden İstanbul Birinci Vergi Mahkemesinin 10.7.2002 gün ve E:2001/640; K:2002/1928 sayılı kararını bozan Danıştay Yedinci Dairesinin 22.2.2006 gün ve E:2003/64; K:2006/641 sayılı kararının; eşyanın süresi içinde yurt dışı edilmemesi nedeniyle, yapılan tahakkukun ve kesilen cezanın yerinde olduğu ileri sürülerek düzeltilmesi istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. Tetkik Hakimi Munise KABAKULAK’ın Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Mukaddes ARAS’ın Düşüncesi: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54′üncü maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
4458 sayılı Kanunun 242′nci maddesinin 1′inci fıkrasında; yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri için, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde bulunabilecekleri; 3′üncü fıkrasında; kişilerin, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde, kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itiraz edebilecekleri; 4′üncü fıkrasında, gümrük başmüdürlüklerine intikal eden itirazların 30 gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; aynı maddenin 7′nci fıkrasında da, gümrük başmüdürlükleri kararlarına karşı, işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere; anılan maddelerde, idari davaya konu olabilecek nitelikte idari işlemin oluşmasından önce, gidilebilecek, iki tür idari başvuru yolu öngörülmüş bulunmaktadır. Düzeltme ve itiraz başvuruları olarak düzenlenen bu iki tür idari başvuru yolundan ilki, salt gümrük vergileri için getirilmiştir ve ihtiyaridir. Gümrük vergilerine ait tahakkuklar dışında kalan idari kararlarla düzeltme taleplerine ilişkin kararlara ve ceza kararlarına karşı ise, yalnızca ikinci tür idari başvuru yolu; yani, itiraz başvurusu olanaklıdır. Başka anlatımla; 4458 sayılı Kanun uyarınca alınacak idari kararlarla ceza kararlarına karşı düzeltme başvurusunda bulunulmasına izin verilmemiştir.
Bu kararlara karşı öngörülen itiraz başvurusu; idari davaya konu olabilecek nitelikte idari işlem tesisi ve dolayısıyla idari dava açılabilmesi için, zorunlu olarak tüketilmesi gereken idari başvuru yoludur. Bu başvuru için maddede belirlenen ve kamu düzeniyle ilgili olan süreye uyulmamış olması veya bu yol tüketilmeden idari dava açılması hallerinde, ortada, idari davaya konu edilebilecek nitelikte idari işlem mevcut olmayacağından; bu durumun, davanın açıldığı mahkemece nazara alınması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14′üncü maddesinin 3′üncü fıkrasının (d) bendi gereğidir. Aynı hukuki durum, salt gümrük vergileri için tanınan düzeltme başvurusu yolunun tercih edilmesi halinde de, geçerlidir.
Dosyanın incelenmesinden; ceza kararı başlığı altında, davacı Şirket adına tesis edilen 1.2.2001 gün ve 122 sayılı işlemin, ceza kararı yanında gümrük ve katma değer vergilerine ait ek tahakkukları da içerdiği anlaşılmıştır. Durum böyle olunca; idari dava açılmadan önce, vergi tahakkukları ve para cezası kararları için, yukarıda açıklanan usule uygun idari başvuruların yapılmış olması, açılacak davaya konu idari işlemin oluşabilmesi için zorunlu bulunmasına karşın, Vergi Mahkemesince, dava hakkında, dava açılmadan önce açıklanan usule göre yapılmış idari başvuruların olup olmadığı; yapılmış idari başvuru mevcut ise, bunlara İdarece ne yolda yanıt verildiği ve hangi tarihte davacı Şirkete tebliğ olunduğu araştırılmaksızın, ek tahakkukla para cezalarının hukukiliğinin incelenmesiyle karar verildiği anlaşıldığından, bu şekilde verilen kararda isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen iddia, Dairemiz kararının düzeltilmesini gerektirecek nitelikte görülmediğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54′üncü maddesine uygun bulunmayan istemin reddine, 24.9.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
(DAN-DER; SAYI: 120)
BŞ/ÖEK
İdari Para Cezaları Karar Kesinleşmeden yasal takibe konu yapılamaz
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ
KURULU
YD. itiraz No: 2008/939
İtiraz Eden (Davacı) _______ : … Petrol Otomotiv ve Tekstil Tic. San Ltd. Şti.
Vekili ___________________ : Av
Karşı Taraf (Davalı) ________ : Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
Ziyabey Cad No:19-Balqat/ANKARA
Vekili ___________________ : Av
İstemin Özeti _____________ : Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce verilen ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin bulunan 14 7.2008 günlü, E:2008/1955 sayılı karara, davacı itiraz etmekte ve yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi … Düşüncesi: 5015 sayılı Petrol Piyasası Yasası’nın değişik 19 maddesi uyarınca kesilen idari para cezalarının tahsilinde 5326 sayılı Kabahatlar Yasası hükümlerinin uygulanacağı açık bulunduğundan ve 5326 sayılı Yasa gereğince ceza kararları kesinleşmeden tahsil edilemeyeceğinden yürütmenin durdurulması isteminin reddine dair Daire kararına yapılan itirazın bu nedenle reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı … Düşüncesi: itiraz dilekçesinde ileri sürülen nedenler Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, itirazın reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay idari Dava Daireleri Kurulu’nca gereği görüşüldü:
Davacıya istasyonundan alınan akaryakıt numunesinin analizi sonucunda düzenlenen rapora dayanılarak teknik düzenlemelere uygun olmayan akaryakıt ikmal ettiğinden bahisle 5015 sayılı Kanunun 19/2-(b)-3 maddesi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca 62.758.00.-YTL idari para cezası verilmesine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun 31 12.2007 günlü, 1453/25 sayılı
kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin bulunan 14.7.2008 günlü, E:2008/1955 sayılı karara, davacı itiraz etmekte ve yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini istemektedir.
2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesine göre ancak idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
5326 sayılı Kabahatlar Kanunu’nun 2. maddesinde; “Kabahat” deyiminin, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği belirtilmiş; aynı Kanun‘un “Genel Kanun Niteliği” başlıklı, değişik, 3. maddesinde,
Bu Kanunun;
-İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
-Diğer genel hükümlerinin, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı Kanun‘un 17. maddesinin, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5560 sayılı Yasayla değişik 3. fıkrasında; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen idari para cezalarının Genel Bütçeye gelir kaydedileceği, aynı Yasayla değişik 4 fıkrasında da; Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği hükme bağlanmıştır Bu arada 5018 sayılı Yasa’nın eki III sayılı cetvelde Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna da yer verilmiştir.
Öte yandan, Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12.5.2007 günlü, 26520 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 442 sayılı “Tahsilat Genel Tebliği”nde; 5326 sayılı Yasa hükümleri gözetilerek “İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi” konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Yasaya göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara
ilişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde idari para cezalarının takip edilebilir asamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir.
Tebliğde ayrıca idari para cezasına yönelik Kabahatler Kanunu’nun hükümleri dışında kanun yolu öngörülmesi halinde, ilgili kanunlarında yer verilen kesinleşme nedenlerine bağlı olarak idari para cezalarının kesinleşeceği belirtilmiştir.
Dava konusu işlemin dayanağı olan 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun “20 12.2003 ila 8.2.2008″ tarihleri arasında yürürlükte olan “idari para cezalan” başlıklı 19. maddesinde, eylemlere göre idari para cezası miktarları düzenlenmiş, maddede ayrıca;
“… Cezalar tahsil edilinceye kadar, mahkeme kararı ile ilgililerin varlıklarına tedbir konulabilir…
Kurulun ceza vermesinde zamanaşımı süresi, ihlalin ve/veya olayın meydana geliş tarihinden itibaren beş yıldır.
Ay içinde tahsil edilen idari para cezaları müteakip ayın yirminci iş günü sonuna kadar irat kaydedilmek üzere Hazineye devrolunur.
idari para cezalarının tahakkuk tarihini izleyen otuz gün içerisinde ödenmemesi halinde, cezanın ilgili vergi dairesi aracılığı ile tahsili sağlanır. Tahsilatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
idari para cezalarının miktarları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca belirlenen yeniden değerlendirme oranında artırılmak suretiyle uygulanır….” hükümlerine yer verilmek suretiyle tahsil, zamanaşımı, artırım konularında özel düzenlemeler yapılmıştır.
Ancak, 8.2.2008 günlü, 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 528. maddesi ile 5015 sayılı Yasanın 19 maddesi yeniden düzenlenmiş ve madde metninde daha önce yer alan (ve yukarıda değinilen) tahsil, zamanaşımı, artırım hükümlerine yer verilmemiştir. 5728 sayılı Yasa’da ayrıca 8.2.2008 tarihinden önce Kurulca verilen idari para cezalarının tahsilinde eski hükümlerin geçerli olacağı yönünde bir geçici madde düzenlemesi
de yer almamıştır.
Bu arada 24.5.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5496 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 15. maddesine eklenen (e) fıkrası ile, Kurumun 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine tabi olmadığı düzenlenmişken, yine 5728 sayılı Kanun ile bu düzenleme de yürürlükten kaldırılmıştır 5728 sayılı Yasanın gerek genel, gerekse madde “Gerekçe”sinde bu değişikliklerin nedeni” İdari yaptırım kararlarının tebliği, kesinleşmesi, takip ve tahsili ile zamanaşımı konularının Kabahatler Kanununun genel hükümler kısmında ayrıntılı olarak düzenlendiğinden buna ilişkin düzenlemelere madde metninde yer verilmemiştir.” denilerek açıklanmıştır.
Bu durumda, 5015 sayılı Kanun‘un 19. maddesi uyarınca ilgililere verilen idari para cezalarının takip ve tahsilinde 5326 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı ve anılan Kanun‘un yukarıda değinilen hükümleri gereğince genel bütçeye gelir kaydedilen idari para cezalarının kesinleşmeden takip ve tahsil edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla tahsilattan önceki aşamaya ilişkin bulunan bu davalarda davacıların ayrıca yürütmenin durdurulmasını istemelerine gerek bulunmamaktadır
Açıklanan nedenlerle, olayda yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için 2577 sayılı Kanunun 27 maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmemiş olduğu anlaşıldığından, davacının itirazının bu nedenle REDDİNE, 13.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
İDARİ YARGIDA MAHKEME KARARLARINA İTİRAZ SÜRELERİ
1. İdare ve vergi mahkemelerinin tek hakimli olarak verdiği nihai kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebilir.
2. İdare ve vergi mahkemelerinin tek hakimli olarak verdiği nihai kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde itiraz edilebilir.
3. İtiraz, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
4. Bölge idare mahkemesi evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeter görürse veya itiraz sadece hukuki noktalara ilişkin ise veya itiraz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi halde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. (Ek cümle: 5/4/1990 – 3622/15 md.) Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan itirazı haklı bulduğu veya davaya görevsiz hakim tarafından bakılmış olması hallerinde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir, bölge idare mahkemesinin bu kararları kesindir.
5. Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir; temyiz yoluna başvurulamaz.
6. Tek hakimli mahkemede hüküm veren hakim, aynı davanın itiraz yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz. (İd. Yar. Us. K. 45. m.)
- Temyiz -
1. Özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde,Danıştay dava daireleri ile idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde Danıştay da temyiz yoluna başvurulabilir. (İd. Yar. Us. K. 46. m.)
2. İdare ve vergi mahkemelerinin tek hakimli olarak verdiği nihai kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde itiraz edilebilir.
3. İtiraz, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
4. Bölge idare mahkemesi evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeter görürse veya itiraz sadece hukuki noktalara ilişkin ise veya itiraz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi halde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. (Ek cümle: 5/4/1990 – 3622/15 md.) Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan itirazı haklı bulduğu veya davaya görevsiz hakim tarafından bakılmış olması hallerinde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir, bölge idare mahkemesinin bu kararları kesindir.
5. Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir; temyiz yoluna başvurulamaz.
6. Tek hakimli mahkemede hüküm veren hakim, aynı davanın itiraz yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz. (İd. Yar. Us. K. 45. m.)
- Temyiz -
1. Özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde,Danıştay dava daireleri ile idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde Danıştay da temyiz yoluna başvurulabilir. (İd. Yar. Us. K. 46. m.)
Navigasyon cihazına Bandrol Ödemesi
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2009/16016
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen:
Vekilleri : Av. , Av.
Davalılar : 1-Başbakanlık – ANKARA
2-Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü
Vekili : Av.
İstemin Özeti : 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkındaki 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi :
Düşüncesi : Yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı :
Düşüncesi : Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, davalı idarelerin savunmaları ile ara kararı cevaplarının geldiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi yeniden incelendi, gereği görüşüldü:
Dava; 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkındaki 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Gelirleri Kanununun 1. maddesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna devamlı ve yeterli gelir kaynağı sağlamak amacıyla hazırlanan bu Yasanın; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretler, elektrik enerjisi hasılatından ayrılacak paylar ile çeşitli gelirlerin tahakkuk, tahsilat işlemlerini kapsadığı; 4.maddesinde de, maddede sayılan cihazları imal edenlerin, cihazın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi hariç) katma değer vergisi matrahı; ithal edenlerin ise, gümrük giriş beyannamesindeki (özel tüketim vergisi hariç) katma değer vergisi matrahı üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ücret tahsil ederek, 5.maddeye göre Türkiye Radyo Televizyon Kurumuna ödeyecekleri hükmüne yer verilmiştir
3093 sayılı Yasanın anılan 4. maddesinde, radyo, televizyon, video ve bunlardan oluşan birleşik cihazlar tek tek sayıldıktan sonra, maddeye, 15.6.1987 tarihli 3383 sayılı Yasanın 3. maddesiyle, yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve radyo televizyon yayınını almaya yarayan her türlü cihazlar ibaresine yer veren 6. bent eklenmiş; maddenin 4.fıkrasında, 16.6.2009 tarihli 5904 sayılı Yasanın 36. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda, bu maddede belirtilen oranları topluca veya ayrı ayrı iki katına kadar artırmaya veya kanuni oranı sıfıra kadar indirmeye, 1. fıkrasının 6. bendi kapsamında bandrole tabi olan cihazları türleri ve özellikleri itibariyle gruplandırmaya ve her bir grup için farklı bandrol oranları belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu belirtilmiştir.
3093 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 3.7.2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki karar ile; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarihli ve 2004/8331 sayılı Kararnamenin eki kararın 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendi değiştirilerek bandrol ücreti oranları yeniden belirlenmiş; anılan bendin (b) alt bendinin dava konusu edilen kısmında da, üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağı hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı şirket tarafından, 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkında 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
3093 sayılı Yasanın 4. maddesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun gelirleri arasında olan radyo, televizyon, video ve bunlardan oluşan birleşik cihazlar tek tek sayılmış ve bu cihazlar üzerinden alınacak bandrol ücretleri açık bir şekilde belirtilmiş olmakla birlikte, teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni ürünlerin ortaya çıkması ve çıkmaya da devam etmesi nedeniyle, söz konusu maddede, bu yeni ortaya çıkan ürünlerin ve ürünlerden alınacak bandrol ücretlerinin belirlenmesine ilişkin olarak yeni düzenlemeler yapılmış olup; bu kapsamda, maddede öngörülen sınırlar çerçevesinde düzenleme yapmak konusunda da Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir.
Bu bağlamda, Bakanlar Kurulunun, anılan maddede verilen yetki çerçevesinde, bandrole tabi olan cihazları türleri ve özellikleri itibariyle gruplandırma ve her bir grup için farklı bandrol oranları belirleme yetkisi olduğu açık ise de; bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin, Yasanın öngördüğü sınırlar içerisinde yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, 3093 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendi irdelendiğinde, yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve radyo-televizyon yayınını almaya yarayan her türlü cihazlar cümlesinde yer alan cihaz ibaresi ile, söz konusu elektronik cihazın kendisinden ve bu cihazın radyo ve televizyon yayını almak dışında başka bir fonksiyonu bulunması durumunda ise, söz konusu cihazın radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının kastedildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre, uyuşmazlığa konu olan navigasyon cihazının radyo-televizyon yayını almak dışında, yön bulmak vs. işlevi olduğu dikkate alındığında; bu cihazın tamamının değeri üzerinden değil, sadece radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmı üzerinden bandrol ücreti alınması gerekmektedir.
Bu durumda, dava konusu olayda, Bakanlar Kurulunca bandrol ücreti belirlenirken, radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan navigasyon cihazının sadece radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının dikkate alınması gerekirken, 3093 sayılı Yasada yer alan düzenlemeyi genişletecek şekilde, bu cihazın üzerinde yer aldığı kara taşıtının değeri dikkate alınarak yapılan düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, bandrol ücretinin matrahı olarak, navigasyon cihazlarının üzerinde yer aldığı kara taşıtının değerinin dikkate alınması durumunda, değerleri farklı olan iki kara taşıtında, aynı değerde cihaz bulunması durumunda dahi, ücretlendirmenin farklı olacağı açık olduğundan, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında, dava konusu navigasyon cihazlarının radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmı üzerinden alınacak bandrol ücretinin belirlenmesi sırasında, idarece, öncelikle, söz konusu cihazların radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısımlarının değerine ilişkin olarak ilgililerce verilen bilgi ve belgelerin dikkate alınması; bu hususun ilgililerce belgelendirilmemesi veya ilgililerce verilen bilgi ve belgelerden, söz konusu cihazın radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının değerinin net olarak ortaya konulamaması durumunda ise, farklı cihaz türlerine ilişkin olarak yapılacak piyasa araştırması sonucuna göre tespit edilecek değerin matrah olarak belirlenmesi yoluna gidilmesi gerekmekte olup; bu kapsamda, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşlerinden faydalanılabileceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, olayda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001 sayılı Yasayla değişik 27. maddesinde öngörülen ve yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için gerekli olan koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından, davacı isteminin kabulüne, 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA, bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi (7) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz edilebileceğinin davalı idarelere duyurulmasına 28.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2009/16016
Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen:
Vekilleri : Av. , Av.
Davalılar : 1-Başbakanlık – ANKARA
2-Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü
Vekili : Av.
İstemin Özeti : 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkındaki 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi :
Düşüncesi : Yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı :
Düşüncesi : Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, davalı idarelerin savunmaları ile ara kararı cevaplarının geldiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi yeniden incelendi, gereği görüşüldü:
Dava; 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkındaki 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Gelirleri Kanununun 1. maddesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna devamlı ve yeterli gelir kaynağı sağlamak amacıyla hazırlanan bu Yasanın; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretler, elektrik enerjisi hasılatından ayrılacak paylar ile çeşitli gelirlerin tahakkuk, tahsilat işlemlerini kapsadığı; 4.maddesinde de, maddede sayılan cihazları imal edenlerin, cihazın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi hariç) katma değer vergisi matrahı; ithal edenlerin ise, gümrük giriş beyannamesindeki (özel tüketim vergisi hariç) katma değer vergisi matrahı üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ücret tahsil ederek, 5.maddeye göre Türkiye Radyo Televizyon Kurumuna ödeyecekleri hükmüne yer verilmiştir
3093 sayılı Yasanın anılan 4. maddesinde, radyo, televizyon, video ve bunlardan oluşan birleşik cihazlar tek tek sayıldıktan sonra, maddeye, 15.6.1987 tarihli 3383 sayılı Yasanın 3. maddesiyle, yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve radyo televizyon yayınını almaya yarayan her türlü cihazlar ibaresine yer veren 6. bent eklenmiş; maddenin 4.fıkrasında, 16.6.2009 tarihli 5904 sayılı Yasanın 36. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda, bu maddede belirtilen oranları topluca veya ayrı ayrı iki katına kadar artırmaya veya kanuni oranı sıfıra kadar indirmeye, 1. fıkrasının 6. bendi kapsamında bandrole tabi olan cihazları türleri ve özellikleri itibariyle gruplandırmaya ve her bir grup için farklı bandrol oranları belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu belirtilmiştir.
3093 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 3.7.2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki karar ile; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarihli ve 2004/8331 sayılı Kararnamenin eki kararın 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendi değiştirilerek bandrol ücreti oranları yeniden belirlenmiş; anılan bendin (b) alt bendinin dava konusu edilen kısmında da, üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağı hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı şirket tarafından, 17.10.2009 tarih ve 27379 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan alınacak ücretlerin tespitine ilişkin 20.12.2004 tarih ve 2004/8331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapılmasına ilişkin kararın yürürlüğe konulması hakkında 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
3093 sayılı Yasanın 4. maddesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun gelirleri arasında olan radyo, televizyon, video ve bunlardan oluşan birleşik cihazlar tek tek sayılmış ve bu cihazlar üzerinden alınacak bandrol ücretleri açık bir şekilde belirtilmiş olmakla birlikte, teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni ürünlerin ortaya çıkması ve çıkmaya da devam etmesi nedeniyle, söz konusu maddede, bu yeni ortaya çıkan ürünlerin ve ürünlerden alınacak bandrol ücretlerinin belirlenmesine ilişkin olarak yeni düzenlemeler yapılmış olup; bu kapsamda, maddede öngörülen sınırlar çerçevesinde düzenleme yapmak konusunda da Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir.
Bu bağlamda, Bakanlar Kurulunun, anılan maddede verilen yetki çerçevesinde, bandrole tabi olan cihazları türleri ve özellikleri itibariyle gruplandırma ve her bir grup için farklı bandrol oranları belirleme yetkisi olduğu açık ise de; bu kapsamda yapılacak düzenlemelerin, Yasanın öngördüğü sınırlar içerisinde yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, 3093 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendi irdelendiğinde, yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve radyo-televizyon yayınını almaya yarayan her türlü cihazlar cümlesinde yer alan cihaz ibaresi ile, söz konusu elektronik cihazın kendisinden ve bu cihazın radyo ve televizyon yayını almak dışında başka bir fonksiyonu bulunması durumunda ise, söz konusu cihazın radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının kastedildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre, uyuşmazlığa konu olan navigasyon cihazının radyo-televizyon yayını almak dışında, yön bulmak vs. işlevi olduğu dikkate alındığında; bu cihazın tamamının değeri üzerinden değil, sadece radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmı üzerinden bandrol ücreti alınması gerekmektedir.
Bu durumda, dava konusu olayda, Bakanlar Kurulunca bandrol ücreti belirlenirken, radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan navigasyon cihazının sadece radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının dikkate alınması gerekirken, 3093 sayılı Yasada yer alan düzenlemeyi genişletecek şekilde, bu cihazın üzerinde yer aldığı kara taşıtının değeri dikkate alınarak yapılan düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, bandrol ücretinin matrahı olarak, navigasyon cihazlarının üzerinde yer aldığı kara taşıtının değerinin dikkate alınması durumunda, değerleri farklı olan iki kara taşıtında, aynı değerde cihaz bulunması durumunda dahi, ücretlendirmenin farklı olacağı açık olduğundan, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında, dava konusu navigasyon cihazlarının radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmı üzerinden alınacak bandrol ücretinin belirlenmesi sırasında, idarece, öncelikle, söz konusu cihazların radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısımlarının değerine ilişkin olarak ilgililerce verilen bilgi ve belgelerin dikkate alınması; bu hususun ilgililerce belgelendirilmemesi veya ilgililerce verilen bilgi ve belgelerden, söz konusu cihazın radyo ve televizyon yayınını almaya yarayan kısmının değerinin net olarak ortaya konulamaması durumunda ise, farklı cihaz türlerine ilişkin olarak yapılacak piyasa araştırması sonucuna göre tespit edilecek değerin matrah olarak belirlenmesi yoluna gidilmesi gerekmekte olup; bu kapsamda, ilgili kurum ve kuruluşların da görüşlerinden faydalanılabileceği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, olayda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001 sayılı Yasayla değişik 27. maddesinde öngörülen ve yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için gerekli olan koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından, davacı isteminin kabulüne, 18.9.2009 tarih ve 2009/15482 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 1. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinin (b) alt bendinin, “üzerinde radyo ve/veya TV veya bunların yayınlarını almaya yarayan navigasyon cihazı bulunan kara taşıtlarından % 0,8 oranında bandrol ücreti alınacağını” düzenleyen kısmının YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA, bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi (7) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz edilebileceğinin davalı idarelere duyurulmasına 28.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Usulsüz Tebligat
T.C.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 1994/3312
K. 1996/1733
T. 2.4.1996
• USULSÜZ TEBLİGAT
• DAVA AÇMA SÜRESİ
• USULSÜZ OLARAK VEKİLE TEBLİĞ EDİLEN VE YÜKÜMLÜ ŞİRKET TARAFINDAN ÖĞRENİLMEDİĞİ SAPTANMAYAN ÖDEME EMRİNE KARŞI DAVA AÇMA SÜRESİ TEBLİĞ TARİHİNDEN BAŞLAMASI
• 7 GÜNLÜK DAVA AÇMA SÜRESİNİN GEÇİRİLMESİ ( Usulüne Uygun Olarak Vekile Tebliğ Edilen Ödeme Emri – Dava Açma Süresi )
6183/m.58
7201/m.12,32
ÖZET : 6183 sayılı yasaya göre 7 günlük dava açma süresi geçirilmiş ise de, usulüne uygun olarak davacı şirkete yapılmış bir tebligat bulunmadığından davalı idarenin süre def`inin yerinde görülmemesi.
İstemin Özeti: İhracat bedeli dövizlerin süresinde yurda getirilmemesi nedeniyle 1567 sayılı Yasaya 3521 sayılı Yasayla eklenen geçici maddenin 2. fıkrasına göre hesaplanan kur farkı ile buna ilişkin gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen 10.3.1993 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle açılan dava sonunda, İstanbul 2. İdare Mahkemesi 10.1.1994 tarih ve E: 1993/1084, K: 1994/28 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir.
Davacı, anılan mahkeme kararının yerinde olmadığını ileri sürerek temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
D. Tetkik Hakimi Y.B.`nin Düşüncesi: Süresi içinde açılmayan davanın esasına geçerek, davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararının süre aşımı yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Ü.O.`nun Düşüncesi: İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1 numaralı bendinde öngörülen nedenlerden hiçbirisine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile hukuka ve usul hükümlerine uygun bulunan, idare mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.
Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği düşünüldü: Dava, ihracat bedeli dövizlerin süresinde yurda getirilmemesi nedeniyle 1567 sayılı Yasaya 3521 sayılı Yasayla eklenen geçici maddenin 2. fıkrasına göre hesaplanan kur farkı ile buna ilişkin gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen 10.3.1993 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
İstanbul 2. İdare Mahkemesi; firmanın ticari faaliyetinden kaynaklanan kur farkına yönelik idari işlemin 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 12. maddesi hükmü uyarınca davacı şirkete tebliği gerekirken vekiline tebliğ edildiği, her ne kadar 6183 sayılı Yasaya göre 7 günlük dava açma süresi geçirilmiş ise de, usulüne uygun olarak davacı şirkete yapılmış bir tebligat bulunmadığından davalı idarenin süre def`inin yerinde görülmediği, dava konusu olayda davacının kur farkının istenilmesine ilişkin tebliğnameye karşı dava açmaması sonucu borcun kesinleştiği, dolayısıyla kesinleşen kamu alacağı nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde mevzuata aykırılık olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Davacı, anılan mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58. maddesinde; kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığını ileri sürerek tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği öngörülmüştür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 32. maddesi “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı, tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur” hükmünü taşımaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 8/3 maddesinde ise, yasada yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu sürelerin ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzayacağı belirtilmiştir.
Dava ve temyiz dosyalarının incelenmesinden; uyuşmazlık konusu olayda vekil suretiyle takip hali söz konusu olmamasına rağmen dava konusu ödeme emrinin 7201 sayılı Yasaya aykırı biçimde 18.8.1993 tarihinde bu davayı açan şirket vekili avukata tebliğ edildiği, ancak avukata tebliğ olunan ödeme emrinin tebliğ tarihi itibariyle davacı şirket tarafından öğrenilmediği şeklinde bir iddiada bulunulmadığı, 17.9.1993 tarihinde kayda geçen dilekçeyle kendisine tebligat yapılan davacı şirket vekili avukat tarafından dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda usule aykırı tebliğin davacı şirketçe 18.8.1993 tarihinde öğrenildiğinin kabulü zorunlu olup; 18.8.1993 tarihinde tebliğ edilen 7 günlük dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına rastlaması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 8/3 maddesi uyarınca ara vermenin sona erdiği 6.9.1993 tarihini izleyen günden itibaren en geç 13.9.1993 Pazartesi çalışma saati bitimine kadar dava açılması gerekmektedir. Belirtilen süre geçirilerek 17.9.1993 tarihinde kayda geçen dilekçeyle açılan dava süreaşımı bulunmaktadır.
Dolayısıyla süreaşımı bulunan davada işin esasına geçerek karar veren idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesi uyarınca, İstanbul 2. İdare Mahkemesi`nin 10.1.1994 tarih ve E: 1993/1084, K: 1994/28 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden karar verilmek üzere anılan idare mahkemesine gönderilmesine 2.4.1996 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 1994/3312
K. 1996/1733
T. 2.4.1996
• USULSÜZ TEBLİGAT
• DAVA AÇMA SÜRESİ
• USULSÜZ OLARAK VEKİLE TEBLİĞ EDİLEN VE YÜKÜMLÜ ŞİRKET TARAFINDAN ÖĞRENİLMEDİĞİ SAPTANMAYAN ÖDEME EMRİNE KARŞI DAVA AÇMA SÜRESİ TEBLİĞ TARİHİNDEN BAŞLAMASI
• 7 GÜNLÜK DAVA AÇMA SÜRESİNİN GEÇİRİLMESİ ( Usulüne Uygun Olarak Vekile Tebliğ Edilen Ödeme Emri – Dava Açma Süresi )
6183/m.58
7201/m.12,32
ÖZET : 6183 sayılı yasaya göre 7 günlük dava açma süresi geçirilmiş ise de, usulüne uygun olarak davacı şirkete yapılmış bir tebligat bulunmadığından davalı idarenin süre def`inin yerinde görülmemesi.
İstemin Özeti: İhracat bedeli dövizlerin süresinde yurda getirilmemesi nedeniyle 1567 sayılı Yasaya 3521 sayılı Yasayla eklenen geçici maddenin 2. fıkrasına göre hesaplanan kur farkı ile buna ilişkin gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen 10.3.1993 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle açılan dava sonunda, İstanbul 2. İdare Mahkemesi 10.1.1994 tarih ve E: 1993/1084, K: 1994/28 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir.
Davacı, anılan mahkeme kararının yerinde olmadığını ileri sürerek temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
D. Tetkik Hakimi Y.B.`nin Düşüncesi: Süresi içinde açılmayan davanın esasına geçerek, davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararının süre aşımı yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Ü.O.`nun Düşüncesi: İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesinin 1 numaralı bendinde öngörülen nedenlerden hiçbirisine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile hukuka ve usul hükümlerine uygun bulunan, idare mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.
Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği düşünüldü: Dava, ihracat bedeli dövizlerin süresinde yurda getirilmemesi nedeniyle 1567 sayılı Yasaya 3521 sayılı Yasayla eklenen geçici maddenin 2. fıkrasına göre hesaplanan kur farkı ile buna ilişkin gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen 10.3.1993 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
İstanbul 2. İdare Mahkemesi; firmanın ticari faaliyetinden kaynaklanan kur farkına yönelik idari işlemin 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 12. maddesi hükmü uyarınca davacı şirkete tebliği gerekirken vekiline tebliğ edildiği, her ne kadar 6183 sayılı Yasaya göre 7 günlük dava açma süresi geçirilmiş ise de, usulüne uygun olarak davacı şirkete yapılmış bir tebligat bulunmadığından davalı idarenin süre def`inin yerinde görülmediği, dava konusu olayda davacının kur farkının istenilmesine ilişkin tebliğnameye karşı dava açmaması sonucu borcun kesinleştiği, dolayısıyla kesinleşen kamu alacağı nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde mevzuata aykırılık olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Davacı, anılan mahkeme kararının yerinde olmadığını iddia ederek, temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58. maddesinde; kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığını ileri sürerek tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği öngörülmüştür.
7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun 32. maddesi “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı, tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur” hükmünü taşımaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 8/3 maddesinde ise, yasada yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu sürelerin ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzayacağı belirtilmiştir.
Dava ve temyiz dosyalarının incelenmesinden; uyuşmazlık konusu olayda vekil suretiyle takip hali söz konusu olmamasına rağmen dava konusu ödeme emrinin 7201 sayılı Yasaya aykırı biçimde 18.8.1993 tarihinde bu davayı açan şirket vekili avukata tebliğ edildiği, ancak avukata tebliğ olunan ödeme emrinin tebliğ tarihi itibariyle davacı şirket tarafından öğrenilmediği şeklinde bir iddiada bulunulmadığı, 17.9.1993 tarihinde kayda geçen dilekçeyle kendisine tebligat yapılan davacı şirket vekili avukat tarafından dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda usule aykırı tebliğin davacı şirketçe 18.8.1993 tarihinde öğrenildiğinin kabulü zorunlu olup; 18.8.1993 tarihinde tebliğ edilen 7 günlük dava açma süresinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına rastlaması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 8/3 maddesi uyarınca ara vermenin sona erdiği 6.9.1993 tarihini izleyen günden itibaren en geç 13.9.1993 Pazartesi çalışma saati bitimine kadar dava açılması gerekmektedir. Belirtilen süre geçirilerek 17.9.1993 tarihinde kayda geçen dilekçeyle açılan dava süreaşımı bulunmaktadır.
Dolayısıyla süreaşımı bulunan davada işin esasına geçerek karar veren idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 49. maddesi uyarınca, İstanbul 2. İdare Mahkemesi`nin 10.1.1994 tarih ve E: 1993/1084, K: 1994/28 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın yeniden karar verilmek üzere anılan idare mahkemesine gönderilmesine 2.4.1996 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
